Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanun Teklifi (Kanun Teklifi), 24/03/2022 tarihinde Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda görüşülmüş ve 30/03/2022 tarihinde kabul edilerek TBMM Genel Kurulu’na gönderilerek gündeme alınmıştır. İşbu yazının yayım tarihinde söz konusu Kanun Teklifi henüz TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmemiş ve dolayısıyla yasalaşmamıştır ancak, metnin önümüzdeki günlerde yasalaşması olası görülmektedir.

Bahsi geçen Kanun Teklifi, basında oldukça yoğun bir biçimde kendisine yer bulmuş ve spor çevreleri ve camiası tarafından ilgi ile karşılanmıştır. Bunun yanı sıra, basında yer alan bilgilerin yanıltıcı ve genellikle dolaylı bilgilere dayalı olduğu görülmüş ve bu nedenle de tarafımızca bu Kanun Teklifi hakkında, belli başlı konularda bilgilendirme ve değerlendirme yapma gerekliliği hissedilmiştir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, genellikle futbol üzerine düzenlemelere yer verildiği görülen ve görülmese dahi hissedilen Kanun Teklifi ile, spor hukuku mevzuatında mevcut bulunan normlar kargaşası ve dağınık düzenleme yapısının aşılması yönünden olumlu bir adım atıldığından bahsetmek yanlış olmayacaktır. Bundan bahisle, bu Kanun Teklifinin varlığının olumlu bir gelişme olduğu ve kanunun mevcudiyeti ve varoluşu ile kavga etmenin doğru olmadığı kanaatindeyiz.

Buna karşılık, söz konusu düzenlemenin eksik ve olası yanlışlarından bahsedilmemesi de uygulayıcı olarak sorumlu bir tutum olmayacaktır. Nitekim, işbu yazıda bahsedilecek eleştirilerin tamamı, yasal düzenlemenin iyileştirilmesi ve realize edilmesi çabasından ibarettir. Bu çalışmada, Kanun Teklifinin tüm hükümlerinin detaylıca irdelenmesi mümkün olmadığından, yalnızca belli başlı düzenlemelere değinilmekle yetinilecektir.

KANUN TEKLİFİNİN AMACI

Kanun Teklifi, özü itibariyle, “Genel Gerekçe” bölümünde de ifade edildiği üzere, spor kulüplerinin gelir-gider dengesizliği nedeniyle içerisinde bulunduğu ciddi borçluluk durumu ile sportif başarı eksikliğinin, sıkı denetim, kurumsallaşma ve denk bütçe ilkeleri ile aşılabileceği varsayımıyla yola çıkmıştır. Spor kulüplerinin gelir üretememenin yanı sıra giderleri kontrol edememe sorunu ile yüzleştikleri de ifade edilmiştir.

Benzer şekilde, yine gerekçe bölümünde, mevzuatımız ile Financial Fair Play (Mali Fair Play) (“FFP”) düzenlemelerinin uyumlu hale getirilmeye çalışıldığı ifade edilmişse de 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun (“TFF Kanunu”) ile Türkiye Futbol Federasyonu (“TFF”) Statüsü halihazırda bu düzenlemelere uyum ve aksi durumda yaptırım ihtimalini düzenlemiş olduğundan, esas itibariyle Kanun Teklifi ile bu amacın tesis edilmeye çalışıldığından bahsedilmesi mümkün görünmemektedir.

Kanun Teklifi ile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) ve Anayasa Mahkemesi (“AYM”) tarafından spor yargılaması ve spor ihtilaf çözümü pratiğinde mevcut hak ihlallerine vücut veren düzenlemelerin bertaraf edilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. Bu bakımdan AİHM’in 28/01/2020 tarihli ve 30226/10 sayılı Ömer Ali Rıza kararı (Kararın detayına ilişkin buradan bilgi alabilirsiniz) ile AYM 18/01/2018 tarihli, 2017/136 esas ve 2018/7 karar sayılı kararları emsal gösterilmiştir. Bu kararların ortak noktası ise, Tahkim Kurulu ve diğer uyuşmazlık çözüm mercilerinin üyelerinin spor kulübü yöneticilerinden meydana gelmesi, hakem kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olması ve neticede mahkemeye erişim hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği kanaatinde toplanmaktadır.

KANUN TEKLİFİNİN İÇERİĞİ VE DEĞERLENDİRMELER

Kanun Teklifinde Yer Alan Genel Düzenlemeler

Kanun Teklifi, özet itibariyle, spor anonim şirketi, denk bütçe, bankalar kanalıyla şeffaf ödeme, yöneticilerin borçtan sorumluluğu, menajer ve sporcu sözleşmelerinde şeffaflık, federasyon yöneticiliğinde tecrübe şartı ve federasyonların yönetimi konularında kritik düzenlemeler barındırmaktadır. Basına yansıdığının aksine, “devrim niteliğinde” ve spor kulüplerinin yapısını ve sporun işleyişini temelli değiştirecek düzenlemeler olduğu görüşüne ise katılmamaktayız.

Öncelikli olarak, 5253 sayılı Dernekler Kanunu (“Dernekler Kanunu”) döneminde, spor kulüplerinin kurulması için öncelikle dernek olarak kurulumunu tamamlaması ve sonrasında Gençlik ve Spor Bakanlığı’na (“Bakanlık”) başvuru yapılarak spor kulübü sıfatı kazanması usulü, Kanun Teklifi ile terk edilmiştir. Normatif bildirim sistemi olarak da bilinen yeni sistem uyarınca, spor kulüplerinin doğrudan doğruya Bakanlığa tüzük ve kuruluş bildirimi ile birlikte başvurmaları sonucunda spor kulübü sıfatı ve tüzel kişiliğini kazanması öngörülmüştür (m. 3/2-4). Bu yönüyle, usul ekonomisi ve idari olarak prosedürün sadeleştirilmesi yönleriyle, Kanun Teklifinin olumlu olduğunu söylemek mümkündür.

Spor kulüplerine üyelik konusundaki m. 6 düzenlemesi ise tarafımızca kuşkuyla karşılanmıştır. İlgili düzenleme uyarınca, spor kulüplerine üyelik için fiil ehliyetinin bulunması yeterli görülmüş; tüzük veya esas sözleşme ile hukuka aykırı ek yükümlülükler getirilemeyeceği ve tüzükteki nedenler dışında haklı nedenler olmaksızın üyelik başvurusunun reddedilemeyeceği düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemede yer alan “hukuka aykırı” ve “haklı nedenler” ifadesinin yoruma muhtaç olması ve bu yorumun da bizzat yargı makamları tarafından yapılacak olmasının uygulamada ciddi düzeyde kavram kargaşası ve belirsizliğe yol açması olasıdır. Bu yönüyle, yeni kanunlaştırma çabası içerisinde içtihadi boşluklar bırakmanın faydalı olmaktan ziyade zararlı olacağı tarafımızca değerlendirilmektedir.

Spor kulübü ve spor anonim şirketlerinin denetimine ilişkin m. 13 düzenlemesi ise, her ne kadar Kanun Teklifi’nin bağımsız bir normatif bütün olduğu ifade edilmiş ise de Dernekler Kanunu düzenlemelerinden çok da uzaklaşılmadığı izlenimini vermektedir. İlgili madde uyarınca spor kulübü ve spor anonim şirketlerinin denetimi esas olarak Bakanlığa verilmiş iken, İçişleri Bakanlığı ile mülki idare amirinin de denetim yetkisini haiz olduğunun belirtildiği görülmüştür. Spor faaliyetleri ile herhangi bir ilgisi bulunmayan İçişleri Bakanlığı’nın denetim yetkisine ek, Dernekler Kanunu m. 30/A uyarınca, hiçbir yargı kararı olmaksızın spor kulübü başkan ve yöneticilerini görevden uzaklaştırma, spor kulüplerini müsabakalardan menetme gibi yetkiler tanınmış olması ise, sportif ve mali denetimden ziyade siyasi denetimi gündeme getirebilmesi yönünden oldukça sakıncalıdır. Denetim dönemlerinde Bakanlığın, spor kulüplerinin her türlü bilgi ve belgesini incelemek üzere tesis ve binalara girişine izin verilmesinin zorunlu olması ve bunun sağlanmaması halinde hapis cezasının öngörülmüş olması (m. 47/13) ise, kanaatimize göre, orantısız olmuştur.

Spor Anonim Şirketi Hakkında Düzenlemeler

Spor anonim şirketi bahsi de basın tarafından hatalı aktarılan bir başka husus olmakla, spor kulüplerinin hakim ortağı olduğu anonim şirketlerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) uyarınca kurulduktan sonra Bakanlık tescili ile “spor anonim şirketi” sıfatını kazanmasını ifade etmektedir. Kanun Teklifi gerekçesinde kurumsallaşma ve bu yolla gelir elde etme saikinin bir somut neticesi olan bu gelişmenin, esas itibariyle yeni bir gelişme olmadığı, örneğin Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, futbol faaliyetlerini, %84,90 ortağı olduğu Fenerbahçe Futbol AŞ. üzerinden halihazırda yürütmekte olduğu görülmektedir.

Spor anonim şirketleri hususunda bir diğer gelişme ise, spor federasyonlarının, belirli liglerde yer alabilmek için asgari sermaye ve spor anonim şirketi olma zorunluluğu getirebileceği düzenlemesidir (m. 14/4). Bu düzenlemenin spor ve sporcuyu korumak yönünden, sporu, özellikle alt liglerde, varlıklı iş adamlarına mahkûm etme potansiyeli taşıdığını söylemek mümkündür. Her ne kadar rekabetçi ortamı teşvik edeceği ve spor ve sporcu kalitesini artıracağı düşünülebilse de bu düzenlemenin sermaye sahiplerine yönelik bir düzenleme olduğundan bahsetmek hatalı olmayacaktır.

Yine 2017 senesinde Ankaraspor takımı hakkında Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu tarafından verilen ligden düşürme kararına konu bir başka hususta Kanun Teklifinde düzenlemeye yer verilmiştir. Kanun Teklifi m. 15/5 düzenlemesi uyarınca bir gerçek veya tüzel kişinin, aynı ligde yer alan birden fazla spor kulübünde veya spor anonim şirketinde doğrudan veya dolaylı hakimiyet sahibi olamayacağı ifade edilmiştir. Daha evvel TFF Statüsü, TFF Futbol Kulüpleri Tescil Talimatı ve TFF Futbol Disiplin Talimatı hükümleri uyarınca düzenlenen bu hususun Kanun Teklifinin maddesi olarak düzenlenmesi, kanaatimize göre, liglerde oyun güvenilirliği sağlaması ve haksız menfaat tesisinin engellemesi yönünden olumlu olmuştur.

Mali Düzenlemeler

Kanaatimize göre, Kanun Teklifinin en çok dikkat edilmesi gereken ve uygulamada spor faaliyetlerinin sağlıklı sürdürülmesi bakımından en çok tehlikeyi bünyesinde barındıran bölümü, mali hükümlere ilişkin bölümler oluşturmaktadır. Mali düzenlemeler de basında “spor kulübü başkan ve yöneticilerinin tüm kulüp borcundan sorumlu tutulacağı” şeklinde yorumlanmış olup, bu şekildeki bir iddianın temelinin bulunmadığını söylemek hatalı olmayacaktır. Bu noktada, borçlanma yasağı, denk bütçe ve diğer mali hükümlerin birçok yazı ve çalışmada değerlendirilmiş olmaları nedeniyle, bu düzenlemelerden özet olarak bahsedildikten sonra, bu düzenlemelerin geneli hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.

Kanun Teklifi ile birlikte, spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin, yönetim kurulunun yetkisi kapsamında, azami, önceki hesap döneminde gerçekleşen brüt gelirlerinin %25’ini temlik edebileceği; genel kurul kararıyla, yönetim kurulunun görev süresi içerisinde kalmak kaydıyla sınırsız temlik yetkisi verilebileceği düzenlenmiştir (m. 20/4). Öte yandan, spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin önceki yıl brüt gelirlerinin en fazla %10’u oranında borçlanabilecekleri; spor kulüplerinde üye tam sayısının ve spor anonim şirketlerde temsil edilen sermaye oranı dikkate alınarak 2/3’ünün olumlu oyu ile %50’ye kadar ek bütçe verilebileceği; önceki dönem brüt gelir fazlası veren spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin bu oranlara ek brüt gelir fazlası kadar ek bütçeye sahip olacağı düzenlenmiştir (m. 20/5).

Buna ek olarak, tahsilat ve ödemelerde, m. 20/9 uyarınca, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenecek parasal sınırları (bugün için 7.000,00.-TL) aşan miktarların bankalar, finansal kuruluşlar veya PTT aracılığıyla yapılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu düzenlemeye uyulmaması durumunda, bu ödemelerin başkaca yollarla ispatının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Son olarak, m. 20/10 ve m. 20/11 uyarınca, spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin, sporculara, spor kulüplerine, spor anonim şirketlerine, kamu kurumlarına, vergi dairelerine vergi, sigorta ve benzeri borçlarının bulunmamasının esas olduğu (denk bütçe) ifade edilmiştir. Bu hususta Geçici Madde 2 uyarınca, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 10 yıl boyunca bu zorunluluğun aranmayacağı da belirtilmiştir.

Kanun Teklifinin ihtiva ettiği mali düzenlemelerin ilk aşamada olumlu olduğu ve spor kulüplerinin artan borçlarının dengelenmesi bakımından faydalı olacağı değerlendirilmektedir. Öte yandan, bu düzenlemeleri müteakiben, bu hükümlere uyulmaması durumunda uygulanacak hukuki ve cezai müeyyideler konusunda benzer görüş ifade edilememektedir.

Buna göre, m. 20/13 uyarınca, mevzuat, tüzük ve esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin kast veya ihmal ile, yani kusurla, ihlâl edilmesi durumunda, spor kulübü ve spor anonim şirketi başkan ve yöneticilerinin, TTK m. 553’e paralel bir biçimde, kulüp, şirket, pay sahipleri ve alacaklılara karşı verdikleri zararlardan müteselsilen sorumlu olacakları ve bu kişilerin doğrudan doğruya dava edilebilecekleri düzenlenmiştir. Basında, tümüyle hatalı bir biçimde, spor kulübü yöneticilerinin kendi dönemlerinde meydana gelen tüm kulüp borçlarından sorumlu tutulacakları şeklinde lanse edilen bu düzenlemenin devamında ise, kusursuz sorumluluk kapsamında, m. 20/4, 20/5, 20/8 ve 20/9 düzenlemelerinin ihlâli halinde, kusur şartı olmaksızın spor kulübü ve spor anonim şirketi yöneticilerinin sorumlu tutulacakları; meydana gelen zararın oluşmaması için gerekli özeni gösterdiklerini ispat etmeleri durumunda zarardan sorumlu tutulamayacakları, kurtuluş karinesi olarak düzenlenmiştir.

Her ne kadar bu hükümlerin spor kulübü ve spor anonim şirketi yöneticisi olmayı ciddi bir sorumluluk kaynağı haline getirdiği ve yatırımı teşvik etmekten ziyade yatırımcıyı ve yöneticiyi korkutmaya yönelik olduğu düşünülebilse dahi, mali istikrarın sağlanması bakımından sorumluluktan tümüyle ari bir yöneticiliktense bu şekilde bir düzenlemenin daha verimli olacağı değerlendirilebilir. Ancak, Kanun Teklifinde yer alan mali hükümlerin ihlâli halinde yöneticiler hakkında uygulanacak cezai hükümler bakımından bu ifadelerin kullanılması, ne yazık ki mümkün değildir.

Kanun Teklifinin genel dil ve anlatım tarzı itibariyle yapıcı ve spor faaliyetlerinin mali engellere takılarak gerilemesi veya gelişmesinin önlenmesini bertaraf edici bir yaklaşımı olduğunu söylemek mümkünken; m. 47 ve devamı hükümlerdeki cezai hükümlerde ise bunun tam tersi ve cezalandırıcı ve olağan dışı caydırıcı hükümlere rastlamak mümkündür. Kanun Teklifi m. 47 düzenlemesinin içeriğinde, Kanun Teklifinin önceki maddelerinde düzenlenen neredeyse her emredici kuralın ihlâli durumunda hapis cezası, adli para cezası veya idari para cezası öngörülmüş olmakla, çoğu düzenlemedeki müeyyide, kanaatimize göre, ölçülülük perspektifinde, hatalı olmuştur. Örneğin, borçlanma sınırının aşılması halinde spor kulübü veya spor anonim şirketi yöneticileri hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasının öngörülmüş olması, spor kulübü ve spor anonim şirketi yöneticiliği ve başkanlığını adeta ateşten gömlek haline getirmiştir. Kanun Teklifinin gerekçesine göre, bu şekilde bir düzenleme ile yatırımcıların spor kulüplerinde yöneticilik yapmak istemesini beklemek, kanaatimize göre abestir.

 

Spor Federasyonları Hakkındaki Düzenlemeler

Spor federasyonları hakkında daha evvel 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu (“3289 sayılı Kanun”) ile yapılan bağımlı-bağımsız spor federasyonları ayrımı kaldırılmış ve ülkemizin emsal aldığı hukuk sistemlerinin aksi yönde, tüm spor federasyonlarının kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan bağımlı spor federasyonları niteliğini kazanmasının yolu açılmıştır.

Spor federasyonu yönetim kurulu üyelerinin en az iki asil üyesinin ilgili spor dalında olimpiyat, paralimpik ve deaflimpik oyunları ile büyükler dünya veya Avrupa şampiyonaları ya da kupalarında milli olan ve en az bir yıl önce faal sporculuğu bırakmış sporcu olması zorunluluğu getirilmiştir (m. 31). Bu yönüyle, spor faaliyetleri ile bağı olan ve bağı kopmamış ve spor faaliyeti ile sporcunun somut, mevcut ve güncel sorunlarını tanıyan yöneticilerin spor federasyonlarında yönetici olması, kanaatimize göre spor ve sporcunun teşviki bakımından oldukça faydalı olmuştur. Öte yandan, ilgili düzenleme, yalnızca mali güce bağlı spor federasyonu başkanlıklarının da önüne geçilmesi bakımından, görüşümüze göre, oldukça yararlı olacaktır.

Buna karşın, spor federasyonlarının denetim kurulunun beş üyesinden 3’ünün Bakanlık tarafından atanıyor olması (m. 33), bağımsızlığı ve özerkliği zedeleyecek nitelikte bir düzenlemedir. Benzer şekilde, m. 38 uyarınca, spor federasyonlarının, spor kulüplerinin yalnızca sportif denetimini gerçekleştireceğinin düzenlenmiş olması da önceki hükümlerde, örneğin denk bütçe şartında denetim yetkisinin ilgili spor federasyonunda olduğu yönündeki düzenlemeler ile açıkça çelişmektedir. Uygulama içerisinde ihtilafa sebebiyet vermemesi bakımından, bağımsızlığa ve evrensel ilkelere aykırı bu düzenlemeden vazgeçilmesi önerilmektedir.

Spor federasyonlarının denetiminin Bakanlık tarafından görevlendirilecek personel tarafından yapılacağına ilişkin düzenlemede (m. 42), ilerleyen cümlelerde, spor federasyonunun kendi içerisindeki ibra kararının Bakanlık denetimini engellemeyeceği ve bağlamayacağı ifade edilmiştir. Tekrar belirtmek gerekir ki, bu gibi bir düzenlemenin spor federasyonlarının bağımsız ve sporun paydaşları ile birlikte hareket eden yapısını bozacağı ve spor faaliyetlerinin siyasi denetim altına alınarak realiteden kopmasına sebebiyet vereceği açıktır. Bu gerekçeyle, bu düzenlemenin de uygulama bakımından sorun teşkil edeceğini değerlendirmekteyiz.

Son olarak, spor federasyonları bakımından, yukarıda bahsedilen spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri bakımından getirilen mali yükümlülükler ve müeyyidelerin benimsendiği görülmekle, ilerleyen dönemlerde spor federasyonu yöneticiliğinin de göstermelik bir makam olması tehlikesinin mevcut olduğunu değerlendirmekteyiz.

 

Çeşitli ve Son Düzenlemeler

Kanun koyucu tarafından hazırlanan Genel Gerekçe ve madde gerekçelerinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde AİHM’de verilen ve AYM kararlarına da konu olan ihlâl kararlarında belirtilen temel ilkeler ile uyum sağlamanın temel gaye olduğu ifade edilmiştir. Bahsi geçen düzenlemelerde, uyuşmazlık halinde karar verecek mekanizmalarının tarafsızlığı ve bağımsızlığı eleştirilmekte ve verilen ihlâl kararlarının birçoğu da bu noktada toplanmaktadır.

Bu duruma karşılık, bu hukuki meselenin farkında olduğunu beyan eden kanun koyucu tarafından, TFF Kanunu m. 5’te yapılan değişiklik ile, ilk derece hukuk kurullarının üyelerinin yalnızca yönetim kurulu tarafından seçileceğine dair düzenleme, açıkça yeni ihlâl kararlarının kapısını aralamakta ve AİHM kararının tam tersi yönde ilerlemektedir. Yine TFF Kanunu m. 6’da yapılacak değişiklik ile, en üst karar mercii olan Tahkim Kurulu’nun üyelerinin de yönetim kurulu tarafından atanacağına ilişkin düzenleme de AİHM kararları ve Kanun Teklifi gerekçesiyle çelişmektedir. Bahsi geçen düzenlemelerden evvel, ilk derece hukuk kurullarının bir kısım üyelerinin spor federasyonu genel kurulu tarafından seçildiği düşünüldüğünde, bu düzenlemenin temel amacı tarafımızca anlaşılamamış ve endişe ile karşılanmıştır.

Son olarak, menajerlik bakımından getirilen süre, tavan ücret, ücret oranı ve menajerlik sözleşmesinin geçerlilik şekline ilişkin düzenlemeler ise, kanaatimize göre olumlu olmuştur.

 

GENEL DEĞERLENDİRMELER VE SONUÇ

Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Teklifi, arkasındaki düşünce ve hedeflenen nihai sonuç bakımından olumlu bir girişim olmakla birlikte, bu amaca ulaşılmaya çalışırken faydalanılan enstrümanlar bakımından oldukça ciddi riskler barındıran ve mevcut yatırımcıyı da uzaklaştırarak mali durumu daha çözümsüz bir çıkmaza sokma potansiyeli taşıyan düzenlemeler barındırmaktadır. Tekrar etmek isteriz ki, spor yasasının olması olumlu olmakla, içerik konusunda eleştirilerde bulunulması ve endişe ifade edilmesi de bir o kadar olağandır.

Kanun Teklifi içerisinde, profesyonel spor faaliyeti ve amatör spor faaliyeti arasında yapılmaya çalışılan ayrımı netleştirecek şekilde, uluslararası kurum ve kuruluşların tanımlarının esas alınacağını belirtir şekildeki profesyonel spor faaliyeti tanımının yer almış olması, kanaatimize göre olumlu bir gelişmedir. Buna karşılık, Kanun Teklifi içerisinde, hemen hemen her maddenin son fıkrasında yer alan “yönetmelikle düzenlenir” ve bu minvaldeki tali düzenlemeleri işaret eder düzenlemelerin yer almış olması da Kanun Teklifini kazuistik yapıdan çıkarmış ve idari tasarrufların pençesinde bir belirsizlik ile beraberinde getirdiği şüpheli bir esneklik ile baş başa bırakmıştır.

Spor kulüpleri, spor anonim şirketleri ve spor federasyonları bakımından, yönetim kurulunun görev süresi ile sınırlı borçlanma yetkisinin tanınmış olması, mali istikrarın tesisi bakımından olumlu olmuştur. Bu yönüyle, sportif başarısızlık yönünden spor kulübü yöneticilerinin, ilerleyen dönemlerde, geçmiş dönemi suçlar nitelikteki açıklamalarının önüne kısmen de olsa geçilmeye çalışılmıştır.

Kanun Teklifinin “devrim niteliğinde” veya “yenilikçi” olduğundan bahsetmek, bizim açımızdan mümkün değildir. Keza, Kanun Teklifi içeriğinde (m. 25 ve m. 46), boşluk bulunan hallerde, Dernekler Kanunu, TTK, 3289 sayılı Kanun ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerinin uygulanacağının ifade edilmiş olması ve özellikle spor kulüplerini ilgilendiren maddelerde neredeyse Dernekler Kanunu hükümlerinin doğrudan aktarıldığı düşünüldüğünde, Kanun Teklifinin derleme bir çalışma olduğundan söz etmek dahi hatalı olmayacaktır.

Daha evvel ifade edildiği üzere, spor kulübü ve spor anonim şirketleri yöneticilerine yönelik hukuki ve cezai sorumluluk içerir düzenlemelerde yer alan müeyyidelerin ölçülülük prensibine uygun olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Kanun Teklifi gerekçesinde spor kulüplerinin gelirinin artırılmasının amaçlandığının ifade edilmesine karşın, spor kulübü ve spor anonim şirketi yöneticiliğinin hapis cezası gibi hürriyeti bağlayıcı cezai müeyyidelerle karşı karşıya bırakılmış olması, teşvik edici olmaktan ziyade, caydırıcı olmuştur. Bu düzenlemeler ışığında, ilerleyen dönemlerde göstermelik veya “piyon başkan” ve yöneticiler görülmesinin önünde engel olmadığı kanaatindeyiz.

Mali gücün artırılması için denetim artırılması gerekirken TFF’nin denetim yetkisi sınırlandırılarak denetçinin Bakanlık olarak düzenlenmesinin makul bir açıklaması, bize göre, bulunmamaktadır. Mevcut yasal düzenlemelerde zaten denetim mekanizması güçlüdür ancak TFF özerk statüde fiilen faaliyet göstermediğinden sistem işlememektedir.

Kanun Teklifi içeriğinde, sporun en önemli paydaşlarından Kulüpler Birliği Vakfı’na hiçbir şekilde yer verilmemiştir. Bunun aksine, kanaatimize göre, National Basketball Association (NBA) örneğinden yola çıkılarak, bu birliğe yasal statü kazandırılarak yaptırım gücü verilmesi, sporun paydaşlarının katılımıyla daha özerk bir yapının meydana getirilmesine vesile olacaktır.

Genel Gerekçe bölümünde kulüplerin kurumsallaşma ve gelir-gider dengesizliği nedeniyle orantısız borçlandıkları ve teknik iflas pozisyonunda bulundukları ifade edilmiş ise de kanaatimize göre, spor kulüplerinin borçlanmasının tek sebebinin yönetimsel olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Artan borçlanma maliyetleri ve oyuncu maliyetlerinin döviz kurları üzerinden olmasının yanında, spor kulüplerinin gelirlerinin yerli para birimi üzerinden olması durumunun da borçlanma ile sonuçlandığı düşünüldüğünde, sportif başarıyı esas alan ve sporcu kalitesini yükseltmeyi amaçlayan yatırımları teşvik eden bir kanuni düzenlemenin, bu aşamada daha faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

Av. Adar UÇAR

 

 

* Bu değerlendirme içerikli Araştırma Yazısı kapsamında, yazar Av. Adar UÇAR tarafından, İstanbul Barosu Spor ve Spor Hukuku Komisyonu tarafından 9 Nisan 2022 tarihinde organize edilen ve İstanbul Barosu Konferans Salonunda yapılan “Spor Kulüpleri ve Spor Konfederasyonları Kanunu Teklifi” konulu Panelin ikinci oturumunda konuşma gerçekleştirilmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir