2014 yılında iki ülke arasında başlamış olan kriz, Şubat 2022 tarihinde Rusya’nın Ukrayna sınırlarına girmesi neticesinde savaşa dönmüştür. Ancak savaş sadece askeri derecede kalmamış, sportif anlamda da Rus takımları ile uluslararası organizasyonlarda birtakım yaptırımların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Bu yazıda Rusya-Ukrayna savaşının spor üzerindeki etkisi, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi’nde görülen bir dava ile birlikte incelenmiştir.

Uluslararası Federasyonların Tepkisi ve Verdikleri Kararlar

Savaşa karşı birçok uluslararası kuruluş ateşkes çağrısı yapmış, sportif alanda Uluslararası Olimpiyat Komitesi (“IOC”) 25 Şubat 2022 tarihli açıklaması ile; “tüm Uluslararası Spor Federasyonlarına Rusya veya Belarus’ta yapmayı planladıkları organizasyonların yerini değiştirmeleri veya organizasyonları ertelemeleri, Rusya ve Velarus hükümetlerinin, IOC’nin ateşkes çağrısına uymasını ve sporcuların güvenliğinin öncelik olduğu, uluslararası organizasyonlarda Rusya veya Belarus bayraklarının yer almayacağı ya da milli marşlarının çalınmayacağı” gibi kararlar alınmıştır. Aynı tarihte UEFA, Şampiyonlar Ligi finalinin St. Petersburg’dan Paris’e alındığını, bir sonraki bilgilendirmeye kadar Rusya veya Ukrayna’da herhangi bir UEFA müsabakası oynanmayacağını, gelişmeleri takip ederek yeni kararlar alınabileceğini duyurmuştur. Bunun üzerine birçok UEFA’ya üye olan federasyonlar Rusya takımlarına karşı oynamayacaklarını açıklamışlardır.

28 Şubat 2022 tarihinde IOC Uluslararası Spor Federasyonları’na yapacakları organizasyonlara Rus ve Belarus sporcularını ve resmi görevlilerini davet etmemelerini, bunun mümkün olmaması durumunda ise Rus veya Belarus sporcularını ülkeleri adına değil, tarafsız atlet ya da tarafsız takım olarak davet edilmelerini önermiştir. Yine bu tarihte UEFA, bir sonraki bildirime kadar, Rus takımlarının UEFA organizasyonlarında yer almasını askıya almış (The Suspention Decision) ve 2022/10 numaralı genelge ile üye federasyonlara duyurmuştur.

8 Mart 2022 tarihinde ise 37 ülkenin Spor Bakanlığı Rus ve Belarus takımlarının diğer ülkelerdeki spor müsabakalarından yasaklanmaları konusunda ortak açıklamaya imza atmışlardır. UEFA’nın 2 Mayıs 2022 tarihli nihai kararı ile Rus takımlarının 2022/23 sezonunda UEFA turnuvalarında yer almamasına karar verilmiştir.

Rus Takımlarının CAS’a Başvurusu

UEFA’nın Rus takımlarını organizasyonlarından çıkarmasının ardından 12 Mayıs 2022 tarihinde Rus takımlarından FC Zenit, FC Sochi, CSKA Moskova, Dinamo Moskova, Spartak Moskova UEFA’ya karşı CAS’a başvuru yapmışlardır. Daha sonra başvuruculardan Spartak Moskova başvurusunu geri çekmiştir.

Başvurucu takımlar iki ülke arasındaki durumu “Ukrayna’da özel operasyon” (kararda yer verildiği haliyle “special operation in Ukraine”) olarak adlandırırken davanın karşı tarafı olan UEFA ise bu duruma “Rusya’nın Ukrayna’yı istilası” (kararda yer verildiği haliyle “Russia’s invasion of Ukraine”) olarak karşılık vermiştir. Bu durum tarafların bakış açısını özetlemektedir.

Başvurucu olan Rus takımları UEFA’nın bu kararının amacının Rusya’ya “politik mesaj” göndermek olduğunu, kendi tanınırlık ve haysiyetlerini korumak adına olmadığını, UEFA’nın iyi niyetli olmadığını, Rusya’yı eleme niyetinde olduğunu, nihai kararın açıklanma tarihini dikkate alarak Nisan ayında açıklanan listede Rusya yer almakta iken 2 Mayıs tarihli nihai kararda yasaklanmasının çelişki yarattığını, Rusya’nın müsabaka dışı bırakılmasına rağmen Ukrayna ve Belarus’un bırakılmadığını, UEFA’nın güvenlik ve bölgesel kaygılarının Ukrayna ve Belarus açısından uygulanmadığını, UEFA’nın politik olarak tarafsız olmakla yükümlü olduğunu, IOC’nın politik duruşundan etkilendiğini, Rus takımlarını davet etmemek veya katılmasına izin vermemek için her şeyi yaptığını, UEFA’nın tutumunun ayrımcı ve yasaklanmış olduğu, çeşitli kısıtlamalara ilişkin iddiaların kanıtlanmamış olduğu (örneğin Moskova-İstanbul arasındaki sivil uçuşların yasaklanmadığı), UEFA’nın Avrupa futbolunu, fair-play, barış ve anlayışıyla, politik ayrımcılıktan, cinsiyet, ırk, din veya diğer nedenlerden ayrıştırarak yükseltmek amacında olduğunu, ancak bu yaptırımın sadece Rusya’ya uygulanmasının anlaşılmaz olduğunu, başvurucu kulüplerden hiçbirinin Rus hükümetinin askeri hareketini destekler nitelikte açıklamada bulunmadığını, UEFA’nın kararının kendi kodlarına aykırılık taşıdığını, aynı zamanda İsviçre Kanunlarına da aykırı olduğunu, ayrımcı hareketlerin başvurucuların kişilik haklarını ihlal ettiğini, böyle bir idari karar yerine alternatif kararlar verilebileceğini veya disiplin cezalarının yeterli olabileceğini, ileri sürmüştür.

(Burada bir parantez açmak gerekir ki, 2002’de İsrail-Filistin krizinde UEFA İsrail’deki tüm maçları askıya almış, 2006 ‘da tüm maçları İsrail dışına almış, yasağı kaldırdığında ise müsabakaları sadece Tel Aviv’de oynanmasına izin vermişti. Yine 2014 yılında baş gösteren Gazze-İsrail gerginliğinde UEFA yine tüm müsabakaları durdurmuş, İsrail takımlarına başka yerde oynanmasını teklif etmişti.

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı kendi topraklarına katması sonucu Rusya ve Ukrayna arasında çıkan gerginlik neticesinde de ise bu iki ülke takımlarının birbiri ile oynamamasına karar vermişti.)

Buna karşılık olarak UEFA cevabında, askıya alma ve temyiz edilen kararın, UEFA müsabakalarının değerini, objektifliğini,  onurunu ve bilinirliğini korumak için verildiğini, küresel tepkinin güçlü olduğunu (Avrupa’da Rus diplomatlara saldırı gibi), kamuoyu tepkisinin müsabaka güvenliğini tehdit ettiğini, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun derhal tepki verdiğini, uluslararası spor kuruluşlarının önlem almaya zorlandığını, Rusya Judo Federasyonu ve Rus Biatlon Birliğinin kendi kararlarıyla güvenlik ve protesto nedenleriyle takımları müsabakadan çektiklerini, maçların tarafsız bölgede oynansa dahi ilgililerin güvenliğinin sağlanmasından endişe duyulduğu, askıya alma kararının devam ettiğini, Rusya’yı turnuvalar dışında bırakılmasının ilanına gerek duyulmadığını zaten 28 Şubat 2022 tarihli karar ile Rusya’nın turnuva dışına atılmış olduğunu, eşit davranma ilkesine aykırı davranılmadığını, verilen kararların gerekli olduğunu, politik sebeplerden alınmadığını, Rus takımlarının askeri çatışma sebebiyle alınmadığını, politik veya milli bir sebebin olmadığını, kararın UEFA Statüsünün 2.maddesine dayandığını, başvurucuların 28 Şubat 2022 tarihli askıya alma kararına itiraz etmediklerini ileri sürmüştür.

Yargılama Süreci

CAS önüne gelen davada, Rusya Futbol Federasyonunun, UEFA’nın askıya alma kararına karşı (CAS 2022/A/8709) yaptığı başvurunun karara çıkmamış olması nedeniyle, başvuran kulüplerin bu karardan etkilendikleri konusuna katılmıştır. İkinci olarak da katsayı sisteminin turnuvalara katılacak takım sayısında belirleyici olacağını göz önüne almıştır.

Mahkeme yargılama sırasında şu dört soru üzerinde durmuştur:

1.Başvurucuların dava açma hakkı var mı?

2.Heyete göre temyiz edilen kararın niteliği nedir?

3.UEFA İcra Kurulunun bu kararı verme yetkisi var mıydı?

4.Varsa, verilen karar yetkinin amaca aykırı kullanılması mıdır?

UEFA Yönetmeliğinin 62.2 maddesinde yalnızca karardan doğrudan etkilenen tarafların CAS’ta temyize gidebileceğine yer verilmiştir. Hakem heyeti de kulüplerin karardan hukuken etkilenmeleri neticesinde kararı CAS’a taşıyabilme hakları olduğuna karar vermiştir.

UEFA gibi uluslararası federasyon/federasyon birliklerinin kararları idari karar ve disiplin kararı olmak üzere karakterize edilebilir. Söz konusu davada ise bir disiplin kararından söz etmek mümkün değildir. Zira başvuran tarafların UEFA düzenlemelerini ihlal ettiklerine dair bir delil ya da iddia da yoktur. Öte yandan karar UEFA İcra Komitesi tarafından alınmış olup, disiplin cezalarında hukuk kurullarının karar verici olduğunu unutmamak gerekir. Heyet de verilen kararı idari bir karar olarak nitelendirmiştir.

UEFA İcra Komitesinin verdiği kararın hukukiliği de tartışma konusudur. Zira UEFA Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi yönetmeliklerine göre; mücbir sebep hallerinde UEFA Emergency Panel tarafından veya zaman kısıtlaması nedeniyle mümkün olmaması halinde UEFA Başkanı veya Genel Sekreteri tarafından karar verilir ve bu kararlar kesindir. Yine yönetmeliğe göre İcra Kurulu, yönetmelikte yer almayan tüm hususlarda karar vermeye yetkilidir. Heyet de İcra Komitesini temyize konu kararı vermeye yetkili kabul etmiştir.

Tartışılan son konu ise kararın UEFA yönetmeliği veya İsviçre Kanunlarını ihlal edip etmediğidir. UEFA’nın Avrupa futbolunun yönetici pozisyonunda ve hakim olması başvurucular tarafından ileri sürülmüş ise de rekabet hukuku açısından herhangi talep ve UEFA’nın bu hakim durumu kötüye kullandığına dair bir itiraz da ileri sürmemiştir. Dolayısıyla bu açıdan başvurucuların iddiaları reddedilmiştir.

Bu noktada heyet, başvurucuların eşit davranılmadığı itirazlarını da ele almıştır. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı askeri harekat neticesinde Rusya’ya küresel çapta beklenenin çok üzerinde tepki gösterilmiş olması, Belarus’un böyle bir tepki ile karşılaşmadığından maçların tarafsız yerde oynanması gibi önlemler alınmasının mümkün olması ve dava konusu olan kararın İcra Komitesi tarafından verilen askıya alma kararının bir neticesi olması ve başvuranların lojistik sorunlarla ilgili iddiaları destekler herhangi bir delil ileri sürmemiş olmaları neticesinde eşit davranılmadığı yönündeki tüm iddiaları da reddetmiştir.

UEFA, Olimpiyat Hareketi’nin bir üyesidir ve kendi yönetmeliği gereği politik olarak tarafsız olmalıdır. Bu anlamda Rusya’ya uygulanan bu idari karar ile politik olmama ilkesi ihlal edilmiş midir sorusu esasında akla gelen ilk sorudur. Yukarıda da bahsedildiği üzere, daha önce de ülkeler arasında yaşanan siyasi-askeri krizler neticesinde takımlarla istişare ederek müsabakaları tarafsız bölgede oynatan veya maçları sadece tek bir yerde oynatma gibi çözümler üreten UEFA’nın Rusya’yı turnuvalarında liste dışı bırakması ve katsayıların düşürülmesi ile Rus takımlarının turnuvalara katılmasının önüne geçilmesi ister istemez akla Rusya’ya uygulanan özel bir yaptırım olup olmadığını düşündürmüştür.

Başvurucular da UEFA’nın vermiş olduğu kararının sebeplerinin üye federasyonların tepkisi, Avrupa hükümetlerinin verdiği büyük tepkiler ve toplumsal tepkilerin bir sonucu olduğunu, ayrıca UEFA’nın IOC’nin politik duruşunun etkisinde kaldığını da iddia etmiştir. UEFA ise buna cevap olarak kararın politik olarak alınmadığını, askeri çatışma neticesinde bütünlük ve güvenlik gibi sebeplerle alındığını belirtmiştir.

Olimpizm’in Temel İlkelerinin 5. maddesine göre; “…Olimpiyat Hareket içindeki spor kuruluşlarının belli haklara, yükümlülüklere ve özerkliğe sahip olması gerekmektedir. Bu hak ve yükümlülükler ile spor kurallarının özgür bir şekilde kurulması ve kontrolü, kuruluşlarının yapısı, yönetimi, bağımsız şekilde seçim yapması gibi özerklik sağlamaktadır. İlkenin 6. maddesine göre ise din, ırk, siyaset gibi nedenler Olimpiyat Hareketine aykırıdır.

Avrupa futbolunu yükseltmek, yönetmek adına görevlerini yerine getirirken politik, dinsel, cinsiyete, ırka ya da başka bir sebebe dayalı olarak herhangi bir ayrımcılık yapmamak özellikle politik ve dini açıdan tarafsız kalmak UEFA’nın temel prensiplerinden olup, ayrıca yönetmelikte de yer verilmesi bağlayıcılık kazandırır.

Mahkemenin bu davada atıf yaptığı, CAS 2019/A/6500 ve 6580 nolu davalarında politik olarak tarafsızlık; spor organizasyonlarında politik müdahalelerin olmaması, sporcuların herhangi bir politik müdahale olmadan sporu yapabilmeleri olarak tanımlanmıştır. Buna örnek olarak da İranlı bir sporcunun İsrailli bir sporcuya karşı yarışa girmemesinin İran hükümeti tarafından sporcuya dikte edilmesi ve sporcunun ailesinin tehdit edilmesi gibi doğrudan politik müdahale gösterilmiştir. Burada bahsedilen politik müdahale dışarıdan gelen bir engellemedir, UEFA’nın kendi içinde almış olduğu karar politik tarafsızlığın ihlali olarak değerlendirilmemiştir.

Sonuç

Tüm kapsamıyla değerlendirildiğinde, 21/2022 nolu Genelgenin ve dolayısıyla davaya konu kararın durumun aciliyeti, birtakım üye federasyonların Rus takımları ile oymayı reddetmesi, güvenlik endişesi, uçuş kısıtlamaları, küresel toplumsal tepkiler gibi birçok sebebi olduğu sonucuna varılmıştır. Heyet de askeri çatışmanın politik meseleleri artıracağını, ancak bunun tarafsız kalma ilkesini ihlal etme sonucu doğurmayacağını kabul etmişse de askeri çatışmanın hükümetler tarafından büyük ölçüde kınanması, uluslararası spor kuruluşlarının tepkisi, Rus vatandaşlara uçuş kısıtlamaları ile işletmelere sınırlamalar getirilmesi, çatışmanın ne kadar daha süreceği konusundaki belirsizlik, kamuoyu tepkisi, futbol açısından ise uluslararası federasyon ve kuruluşların Rus takımları ile oynamayı kesin bir dille reddetmelerini dikkate alınarak UEFA tarafından böyle bir karar verilmesini bir baskı sonucu olmadığına, UEFA’nın politik tarafsızlığını ihlal etmediğine kanaat getirmiştir. Yine Rus takım ve sporculara yapılan uluslararası boykot sebebiyle uyruğa dayalı bir ayrımcılık yapıldığı yönündeki iddiaları da reddetmiştir.

 

Bu noktada akla gelen bir soru da verilen kararın oranlı olup olmadığıdır. Nitekim daha önce de benzeri olaylar yaşanmış ve UEFA’nın farklı çözümleri olmuştur. Tabi ki bu hususun tartışmaya açık olduğunu vurgulamak gerekir. Başka önleyici tedbirler alınmalı mıydı veya alınabilir miydi yahut buna zaman ve imkan var mıydı, gibi kriterler söz konusu kararı değerlendirmede öne çıkabilir. Nitekim heyet de kararın orantılı olup olmadığını tartışmış, söz konusu kararın disiplin kararı olmadığını, bu davaya konu edilen kararın, 28.02.2022 tarihinde verilen askıya alma kararının orantılı, gerekli ve tarafların haklarını koruyucu bir sonucu olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca bu davanın konusunun askıya alma kararının oluşturmadığı ve UEFA’nın müsabakaların güvenlik ve saygınlığını korumak için yasal yükümlülüğü olduğunu ve futbolun diğer spor branşlarından farklı olarak taraftar tepkilerinin çok daha baskın ve aşırı olduğunu (ırk, din, uyruk), taraftar grupları arasında saha içi ve dışında şiddetli çatışmaların yaşandığını, güvenlik açısından kararın heyete değil, UEFA’ya ait olduğu ve alternatif yaptırımların uygulanmasının UEFA’nın kararında olduğunu ve alternatif yaptırımların uygulanması neticesinde güvenlik açısından duyulan endişenin ülke sınırlarını aşabileceğine dolayısıyla verilen kararın da orantısız olmadığına karar vererek başvurucuların tüm iddialarını ve davayı reddetmiştir.

Av. Esra Melis İSTİKBAL, LL.M.

Hikmet Alabıcak Röportaj Kapak

 

Ampute futbol alanında ülkemizde büyük başarılara imza atmış ve halihazırda Süper Ligde mücadele eden Alves Kablo Ampute Futbol Kulübü’nün başkanı, aynı zamanda Alves Kablo AŞ. Yönetim Kurulu Üyesi ve Elektrik Malzeme Satıcıları ve İş Adamları Derneği (EMSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet ALABICAK ile ampute futbola ilişkin keyifli bir röportaj ve sohbet gerçekleştirdik. 24 Kasım 2022 tarihli röportajımızdan önemli kesitleri siz değerli okurlarımızla paylaşmak istemekteyiz.

1-) LEGUM SPORTS (Cemre Belçim GÖLBAŞI): Alves Kablo Ampute Futbol Kulübü, Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’nun düzenlediği 2021-2022 Ampute Futbol 1. Ligi şampiyonu oldu. Öncelikle sizi ve sizin nezdinizde tüm takımınızı gönülden tebrik ediyoruz. 2022-2023 sezonunda Süper Lig’de mücadele edecek takımınız 27 Kasım’da başlayacak yeni sezona hazır mı? Yolun sonunda, Alves Kablo’nun, Etimesgut Belediye Ampute Spor Kulübü’nün geçen sezon kazandığı Şampiyonlar Ligi bileti alabileceğine inanıyor musunuz?

Hikmet ALABICAK: Tebrikleriniz için takımım ve şahsım adına çok teşekkür ederiz. Alt ligde şampiyon olup üst lige çıktıktan sonra çok kuvvetli bir kadro kurma telaşına girdik. Zorlu bir transfer sezonu geçirdik ve yabancı milli oyuncusu futbolcu sayımızı dörde çıkararak çok verimli bir transfer dönemi geçirdik. Yeni sezon öncesi Haiti milli takımından iki oyuncu, Irak milli takımından bir oyuncu ve İspanya milli takımından bir oyuncu transfer ederek Süper Lig için hazır ve güçlü bir kadro kurduk. İlk maçımız olan Kayseri takımıyla görkemli bir açılış yapmak istiyoruz. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Kupası’nda final oynadık ve alt ligden süper lige çıkıp bu başarıyı gösteren Türkiye tarihinde ilk takımız. Yarı finalde yendiğimiz Etimesgut Belediyesi Ampute Futbol Takımı 4.5-5 senedir hiçbir müsabakada yenilmiyordu ve geçen senenin Süper Lig, Türkiye Kupası ve Şampiyonlar Ligi şampiyonuydu. Finalde ne yazık ki kaybettik ve kazanan Şahinbey Ampute Futbol Takımını tebrik ediyoruz. Finalde sakatlıklar, kart cezalıları ve hazır olmamamız nedeniyle istediğimiz sonucu elde edemedik. Biz bunu başarısızlık olarak addetmiyoruz ancak biz her zaman zirveye oynayan bir takımız; bu nedenle bizim için her zaman hedef şampiyon olmak ve Şampiyonlar Ligine gitmektir.

 

2-) LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Türkiye’de bedensel engelliler tarafından gerçekleştirilen spor faaliyetlerinde belki de en öne çıkan alanlardan biri ampute futbol. Bu alanın ülkemizde geldiği nokta konusunda düşünceleriniz nedir? Emsal ülkelere kıyasen hangi hususlarda ileride ve geride olduğumuzu düşünüyorsunuz? Mevzuatımız ileri veya geri konumda olmamızda ne kadar etkili?

Hikmet ALABICAK: Ampute sporun en önemli dalları futbol ve basketbol. Federasyon, geniş kapsamlı bir federasyon ve çok fazla dalı var. Bunun sponsorluk anlamında da en kuvvetli dalı futbol ancak futboldan gelen sponsorluk ücretleri futbolun milli takımına ve futbol branşına yansımıyor ve tüm branşlara eşit dağıtılıyor. Biz artık ampute futbolun bağımsız bir federasyonunun olmasını istiyoruz ve buna ilişkin müracaatlarımızı yaptık ancak henüz olumlu yanıt alamadık. Ampute Futbol Milli Takımının Avrupa ve Dünya Kupası’ndaki başarıları ile birlikte, böyle bir jenerasyonla, bu talebimizin daha çok üzerine gideceğiz.

 

İngiltere, Gana, Polonya ve diğer ülkelerde oynayan ampute futbol takım oyuncuları ülkemizdeki Süper Lig takımlarına transfer olmak istiyorlar. Türkiye’de oynamak oyunculara prestij katıyor.

 

Öncelikle bu başarı, jenerasyonun kendi başarısı mı yoksa ülkemizin oyuncu yetiştirme ve altyapı başarısı mıdır, bunun ayrımının yapılması gerektiği kanaatindeyim. Alttan gelen sporcular, bu başarılı jenerasyonu besleyebilecek mi? Federasyonun buna bakması gerektiğini düşünüyorum. Homojen sponsorluk dağılımı nedeniyle, ampute futbol yönünden yeteri kadar altyapı, tesisleşme ve benzeri desteklerin verildiği kanaatini taşımıyorum. Bu konuyla alakalı, milli takım olarak dünyanın program ve takım olarak en iyisi olduğumuzu düşünüyorum. Bunun devamını sağlayabileceğimizi umuyorum.

Örneğin, İspanya’da kurulu ve düzenli bir ampute futbol ligi bulunmuyor. İspanya’da bulunduğumuz temaslarda Türkiye’deki Süper Lig’in başlı başına bir prestij kaynağı olduğu oyuncular ve çalıştırıcılar tarafından defalarca bize iletildi. Özel sektörün ülkemizdeki ampute futbol kulüplerine entegre edilmesi durumunda, bu gelişmelerin çok daha olumlu noktalara evirilebileceği düşüncesindeyim.

Ampute futbolda yabancı oyuncu sayısının artırılmasını Federasyon desteklemiyor ve ben de paralel düşünüyorum. Halihazırda mevzuatımız gereği ampute futbolda yabancı oyuncu sınırlaması 5 kişi ancak sahada oynayan oyuncular bakımından sayı sınırlaması olmaması nedeniyle 5 oyuncunun tamamı aynı anda oynayabiliyor. Bu sayının da oldukça yüksek olduğu kanaatindeyim. Yerli oyunculara yer kalmaması nedeniyle oyuncularımızın kendilerini geliştirmekte zorlandığını düşünüyorum. Futbolda ve diğer bütün spor dallarında antrenman önemli olduğu kadar müsabaka tecrübesi de sporcunun gelişimi yönünden kritik önemde. Heyecanın bastırılması, stresin kontrol edilmesi gibi hususlar ancak maç tecrübesiyle kazanılabiliyor ancak yabancı sınırlamasının olmaması, yerli oyuncuları bu şanstan mahrum bırakabiliyor.

 

LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Peki yabancı oyuncular ile rotasyon durumunda, rekabetçi ortamın futbolcuyu geliştirdiği görüşüne ilişkin değerlendirmeleriniz nelerdir? Rekabetçi ortam ile fırsat eşitliği arasında ince bir çizgi olduğu düşünülürse, yabancı oyuncuların daha çok hangi yöne hizmet ettiğini düşünüyorsunuz?

Hikmet ALABICAK: Benim kanaatime göre fırsat eşitliğini zedeliyor. Özellikle bazı ülkelerden gelen futbolcular bakımından ortaya çıkan, her ne kadar üzücü olsa da, maliyet avantajı, yerli oyuncunun maliyetiyle kıyaslandığında yerli oyuncuyu kadronun dışına itebiliyor.

 

Hikmet Alabıcak Röportaj 2

3-) LEGUM SPORTS (Cemre Belçim GÖLBAŞI): Ampute futbolun “sporun ve sporcunun desteklenmesi” yönündeki Anayasa m. 59 maddesi kapsamında, ülkemizde yeterince finansal destek ve teşviklerden yararlandığını düşünüyor musunuz? Bu konuda hangi hususların geliştirilebileceği kanaatindesiniz? Sponsorluk gelirlerinin vergilendirilmesi, teşviki ve artırılması konusunda ilgili otoritelere önerileriniz nelerdir?

Hikmet ALABICAK: Bu hususta şu örneği verebilirim; yıl içerisindeki müsabakalarda Federasyon tarafından bize aktarılan yegâne destek, konaklama desteği ve bu destek dahi müsabakanın üzerinden hatırı sayılı bir süre geçtikten sonra bize ödeniyor ve ne yazık ki biz ampute futbol kulüplerine herhangi bir şekilde ulaşım desteği sunulmuyor. Kamu idarelerinin takımları yine kamu olanaklarından faydalanarak, örneğin deplasmanda gidilen şehir veya ilçenin belediye imkânlarını kullanabilirken, bizler gibi özel sektör tarafından desteklenen ve finanse edilen takımlarda tek konaklama olanağı oteller kalıyor. Haliyle bu durum da özel sektör takımları yönünden ciddi bir avantaja dönüşüyor.

Daha evvel ifade ettiğim gibi, Federasyon tarafından büyük oranda futbol branşından toplanan sponsorluk gelirleri, diğer branşlara eşit dağıtılmakla, ampute futbol, bu noktada da ne yazık ki gerekli finansal desteği alamıyor. Örneğin bu sene Dünya Kupası’nda şampiyon olan milli takımımıza yalnızca sayın Cumhurbaşkanımız tarafından altın dağıtıldı; başkaca herhangi bir ödül henüz sporcularımıza ne yazık ki ulaşmadı.

Mevcut mevzuatımız uyarınca, sponsorluk ödemelerinin yalnızca çok cüzi bir bölümü vergiden düşülebiliyor. Sponsorluk gelirlerinin vergilendirilmesi hususunda ampute futbol camiası olarak bizim beklentimiz sponsorluk gelirlerinin tamamının vergilerden düşülebileceği bir mevzuat değişikliği yapılması yönünde. Sponsorlar tarafından insanlığa fayda sağlayan ve vicdanen mutluluk ve huzur verici bir eylemde bulunulurken en azından vergisel anlamda da bu tutum desteklenmeli diye düşünüyorum. Sonuçta bir sponsor tarafından kulübe verilen sponsorluk ödemesinin ülke ekonomisi yönünden de katma değer sağladığı düşünüldüğünde, herkesin kazandığı bir vergisel atmosfer yaratılmasının tüm paydaşların menfaatine olacağını düşünüyorum.

 

4-) LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Ampute futbol yönerge ve talimatlarında, geleneksel spor dallarına kıyasla birçok farklılık görüyoruz. Örneği ofsayt kuralının bulunmuyor olması ve sınırsız oyuncu değişikliği hakkı, özünde çok kritik farklılıklar. Mevcut kural ve yönergelerde, bu spor dalının gelişimini engelleyen ve/veya Avrupa Ampute Futbol Federasyonu kurallarına ters düşen kurallar olduğunu düşünüyor musunuz?

Hikmet ALABICAK: Kurallar genel anlamda futbolcunun sağlığını önceleyen ve müsabaka gücünün maksimum düzeyde olmasını sağlayan kurallar. Bu gerekçeyle kuralların, Avrupa Ampute Futbol Federasyonu kurallarına ters düştüğü kanaatini taşımıyorum.

Buna karşılık, ampute futbol kulüpleri olarak bizler, bazı hususların güncellenmesi taraftarıyız. Örneğin, daha yakın zamanda ampute futbol müsabakalarına Video Yardımcı Hakem (VAR) sisteminin gelmesini talep ettik. İlginç bir bilgi olduğu için sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir ampute futbol müsabakasında VAR sisteminin kurulması için gerekli maliyet yalnızca 480 TL. Federasyon’un bunu kulüplere zorunlu tutması ve her maç için VAR sisteminin kurulmasının tesis edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

VAR sisteminin getirilmesi ile teknolojik gelişmelere ayak uydurulması, futbolcuların moral ve motivasyonunu artıracağı gibi oyunun kalitesini de üst düzeye taşıyacaktır.

 

Bu konuda “Bu bir amatör branş. VAR gerçekten gerekli mi?” diyebilirsiniz. Sahada mücadele eden sporcularımız bir emek veriyor ve alın teri var. Hakemlere de kızamıyoruz çünkü müsabakalar dar bir alanda gerçekleştiriliyor ve kanadyenin (koltuk değneği) işin içine girmesi nedeniyle sporcuların çok hızlı hareket etmesi, hakemlerin muhakemesi konusunda güçlüklere neden oluyor. Bu nedenle de hakemlerimiz bazı detayları ve pozisyonları kaçırabiliyor. Sahada iki hakem olması da ne yazık ki bu durumu değiştirmiyor. Bu sene Türkiye Kupası final müsabakamızda bu konuda yaşadığımız talihsiz sorun da göz önüne alındığında, VAR sisteminin zorunlu tutulmasının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Hikmet Alabıcak Röportaj 3

5-) LEGUM SPORTS (Cemre Belçim GÖLBAŞI): Yakın tarihte Türkiye Ampute Futbol Milli Takımı’nın 2022 Dünya Kupası’nı kazanması sonrasında, ampute futbol ülke gündeminde önemli bir yer edindi. Bu başarıda takımınız oyuncularının da sağladığı katkı gerçekten kayda değer düzeyde oldu. Futbolda İstanbul’un ezici üstünlüğü karşısında Ankara’nın bir ampute futbol kenti olarak dünyada ses getirebileceğine inanıyor musunuz? Bu hususta kamu idareleri ve TFF ile TBESF başta olmak üzere spor federasyonlarının ne gibi desteklerde bulunduğu ve bulunması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Hikmet ALABICAK: Milli takımdaki başarı, çok büyük bir başarıdır. Bir önceki Dünya Kupası’nda penaltılarda kaybettiğimiz Angola maçının bir rövanşını aldığımızı söyleyebilirim. O maçta penaltı atışını kaçıran oyuncumuz, şu anda milli takımımızın antrenörü. Bu seneki şampiyonluğun onun için de ikinci bir şans olduğunu söyleyebilirim.

Ampute futbolda, ne mutlu bize ki, üstünlük Ankara ilimizde. Federasyon bakımından, kendilerine de birçok kez ilettiğimiz için rahatlıkla şunu söyleyebilirim; ampute futbolda bir başarı ödülü olmaması ve/veya müsabakada alınan puana karşılık bir ödül öngörülmemiş olması, bu spor dalının daha da ileriye gitmesi ve ilerleyen dönemlerde amatör branştan ziyade bir profesyonel branş olması bakımından bir engel teşkil etmekte.

 

İnsanları ve futbolcuları maddi ve manevi yönden motive etmek, sportif başarının temel yapı taşlarından birini oluşturmakta. Ortaokula gittiğinizde dahi lise eğitimine geçmenizi sağlayan bir diploma veriliyor olması karşısında ampute futbolda ödül sisteminin öngörülmemiş olması oldukça üzücü.

 

Federasyon tarafından bu şekilde bir düzenleme yapılması durumunda müsabakalar da daha kıran kırana geçecek, çekişme ve rekabet artacak ve ampute futbol daha da ileriye gidecektir. Bu gibi bir durumda, örneğin, kulüp başkanları tarafından, başarı veya şampiyonluk bonuslarının futbolculara dağıtılması yönünde bir karar alınması, bu spor branşını hayal dahi edilemeyecek noktalara taşıyabilecektir.

 

LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Yayın gelirleri hakkında neler düşünüyorsunuz? İlerleyen dönemlerde ampute futbol branşında yayın geliri elde edilmesini öngörüyor musunuz?

Hikmet ALABICAK: Ampute futbolun bugününü göz önüne aldığımızda, yayın geliri elde etme beklentisinin, bu aşamada oldukça iyimser ve uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. Örneğin halihazırda TRT Spor Yıldız’da maçlarımızın yayınlanması konusunda dahi, TRT’nin yayın akışına göre devamlı maç saatlerimizi değiştirerek bu spor dalının seyircilere ulaşmasına hizmet etmeye çalışıyoruz. Milli takımın Dünya Kupası final maçının TRT 1’de değil de TRT Spor’da yayınlanması da aslında yayın geliri idealinden ne derece uzak olduğumuzu bizlere gösteriyor.

Bu sezon sahamızdaki yalnızca iki müsabakanın canlı yayınlanacağını düşünürsek, yayın gelirleri konusunun ilerleyen dönemlerin gündemi olduğu kanaatindeyim. Ampute futbol seyirci sayısının artması ile birlikte, bu konuda da sorumluluk Federasyon ve yayıncı kuruluşlara düşüyor.

 

Hikmet Alabıcak Röportaj 4

 

Alves Kablo Ampute Futbol Kulübü ve Türkiye Ampute Milli Takımı kaptanı sayın Rahmi ÖZCAN da röportajımıza sonradan katıldığından, kendisine özellikle sorular yönelttik.

6-) LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Alves Kablo Ampute Spor Kulübü başta olmak üzere, ampute futbol kulüpleri hangi mevzuata tabi olarak kurulmakta ve hangi hukuki statüde faaliyet göstermekte (ör. dernek, şirket, spor kulübü vb.)? 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı’na tescil şartı size de uygulanıyor mu?

Rahmi ÖZCAN: Öncelikle Dernekler Masasına, Ankara Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş iken 7405 sayılı Kanun kapsamında artık Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve dolayısıyla Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı bir spor kulübüyüz.

Eski dönemde birden fazla kamu kurum ve kuruluşu tarafından denetlenmekten kaynaklı bir usul kargaşası hakim iken artık yalnızca Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü denetiminde olmak, spor kulüpleri bakımından ciddi bir belirlilik ve usul kolaylığı yarattı. Örneğin eski dönemde Dernekler Masasına bağlı, Ankara Valiliği tarafından denetlenen, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nde tescil ve diğer işlemleri yapan ve Vergi Dairesi’nce denetlenen bir yapı iken artık bu usulün tekleştirilmiş olmasını kıymetli görüyorum.

7405 sayılı Kanun’un uygulaması halihazırda kurumlar nezdinde netleşmiş ve yeknesaklaşmış değil. DERBİS benzeri bir sistem kurulduğunu biliyoruz. Henüz denetimlerde hangi kurum veya yapıya bağlı olduğumuz netleşebilmiş değil. Ancak bu hususların, Kanun’un uygulamasının yerleşik hale gelmesi ile çözülebileceği kanaatindeyim. Tabiri caizse şu anda Sağlık Bakanlığı kulübe denetime gelmiş olsa şaşırmayacağımızı ve misafir edeceğimizi söylemekte abes görmüyorum.

 

7-) LEGUM SPORTS (Cemre Belçim GÖLBAŞI): Futbol ve diğer branşlarda spor kulüplerinin tasarruf ve kararlarının spor federasyonlarının tutumlarına etki ettiği ve bu durumun da spor ile sporcunun geliştirilmesi konusunda örnek teşkil edebilecek bir yardımlaşmaya vesile olduğu görülmekte. Sizce Ampute Futbol Kulüpler Birliği, TBESF nezdinde ne gibi girişimlerde bulunmalı? Ampute futbolun geliştirilmesi ve teşviki konusunda ne gibi projeler olmalı?

Hikmet ALABICAK: Düşünceme göre Kulüpler Birliği öncelikle, kulüplere gelir getirici faaliyetleri öncelemelidir. Kulüpler Birliği’nin, röportajın başında bahsettiğim gibi, ampute futbolun Türkiye Futbol Federasyonu’ndan ayrılarak bağımsız bir federasyonu olması için gerekli girişimleri yapması gerekir. En önemlisi de, yabancı kuralının daha sınırlı bir hale gelmesi ve yabancı ampute futbolcu sayısının ve sınırının düşürülmesi için azami çabanın Kulüpler Birliği tarafından sergilenmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Hikmet Alabıcak Röportaj 1

8.) LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Son olarak, Alves Kablo Ampute Futbol Spor Kulübü olarak birçok sportif ve insani başarıya imza atıyorsunuz. Bu başarınızı başkaca bedensel engelli spor branşlarına taşıma düşünceniz var mı? Örneğin, yakın gelecekte, spor severler olarak Alves Kablo Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı görme ihtimalimiz var mı?

Hikmet ALABICAK: Alves Kablo Ampute Futbol Kulübü olarak birinci önceliğimiz, altyapı yatırımlarını artırarak, Ampute Futbol okulu ve altyapı organizasyonu kurmak. Bu nedenle ilk aşamada farklı branşlara genişlemeyi planlamıyoruz.

Ampute futbol altyapı yatırımlarını teşvik ve artırma kapsamında ilk aşamada bir rezerv takım kurarak alt ligde mücadeleye başlamasını ve bu sayede daha fazla ampute futbolcunun hayatına dokunmayı hedefliyoruz. İlerleyen zamanlarda nihai hedef, ampute futbolun daha güçlü ve stabil bir ekonomik ve sportif altyapı ile gelişmesi amacıyla, kurumsal kulüplere kulübü devretmek şeklinde karşımıza çıkabilir. Bunu da tabii ki zaman gösterecek. Özel sektör kulüplerinin finansal güçlerini tümüyle ilgili firmadan alıyor olması nedeniyle ekonomik güçleri sınırlı. Temenni ederiz ki bizim dışımızda diğer özel sektör firmaları da ampute futbola yatırım yaparlar ve destekleyecekleri veya devralacakları ampute futbol kulüpleri ile rekabeti güçlendirerek bu spor dalını daha da ileriye taşırlar.

Ampute futbolu dikkate aldığınız ve ampute futbol branşını tanınır hale getirdiğiniz için Legum Sports ailesine kulübüm, sporcularım ve şahsım adına teşekkürlerimi sunarım.

Adar UÇAR – Cemre Belçim GÖLBAŞI

Legum Sports Platformu Kurucu Ortakları

TFF’DE YENİ YÖNETİM: MHK DEĞİŞİKLİĞİ

Türk futbolunda gün geçmiyor ki yepyeni bir gelişme yaşanmasın; neredeyse her sabah güne başladığımızda futbolda yeni istifalarla, yeni atamalarla uyanıyoruz. Henüz Türkiye Futbol Federasyonu eski başkanı Nihat Özdemir’in istifası gündemde sıcaklığını korurken; bu sefer de hafta sonu gündemimiz Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun istifası oldu. Peki bu sürece nasıl gelindi; aşağıdaki yazıda bu konuyu inceledik.

Details

Türkiye Futbol Federasyonu (“TFF”) başkanı Nihat ÖZDEMİR’in 04/04/2022 tarihinde istifa etmesi üzerine TFF Başkanının görev ve yetkilerinin neler olduğu, başkan seçim usulü gibi birçok konu ülke genelinde merak uyandırmaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu 1923 yılında “Futbol Heyet-i Müttehidesi” adıyla kurulmuş olup 1923 yılında FIFA üyesi, 1962 yılında UEFA üyesi olmuştur. 1992 yılında özerkleşen TFF’nin kuruluşu ve yapısı 5894 sayılı “Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanun” (“TFF Kanunu”) çerçevesindedir.

Details

2021-2022 Avrupa ligi temsilcilerinden Galatasaray, Avrupa Ligi grup müsabakalarında Fransız ekibi Marsilya ile karşılaşmıştı. Karşılaşma futbol açısından keyifli olsa da bazı tatsız olaylar da meydana geldi. Maç esnasında iki takım taraftarları da birbirlerine yanan meşaleler, ses bombaları ve yabancı maddeler atmaktan geri durmadılar. Meydana gelen olaylara ilişkin olarak bu yazıda Türk Ceza Hukuku ve Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) kurallarının karşılaştırılması ile hukuki bir analiz yapılmıştır.

Details

Dünyanın farklı yerlerindeki futbol taraftarlarından her birinin kendine özgü bir hikayesi vardır. Bazı yerlerde kişinin yaşadığı mahallenin ruhunu taşıyan, bazı yerlerde aileden hatıra kalan, bazı yerlerde ise insanların bir araya getireceğine umut olan takımlar tutulur. Oyuncular, birbirleri arasındaki farklılıkları göz ardı edip pas atmaya başladıklarında ‘takım’ olurlar ve bu özellikleriyle geniş kitlelere yayılan taraftar kitleleri üzerinde önemli etkiler yaratırlar.

Bunun en etkileyici örneklerinden biri de Ruanda’dadır. 1900’lü yıllarda Ruanda’da yaşanan ırkçı eylemler neticesinde binlerce insanın katledildiği büyük bir soykırım yaşanmış ve halk arasındaki farklılıklar üzerine kurulan bu ayrılıkçı düşünce derin bir iz bırakmıştır. Ruanda halkının tekrar bir araya geldiği futbol maçının önemini anlamak için öncelikle bu etkiyi yaratan tarihi ve sosyolojik zeminini anlamak gerekmektedir. Bu nedenle yaşanan olayların özellikleri tarihi süreci içerisinde incelenmeli ve önemli kavramların tanımları yapılmalıdır.

Soykırımın Hukuki Niteliği ve Emperyalizm

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin 2. maddesinde soykırım tanımlanmış ve hukuki sınırı çizilmiştir:

“Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur.

  1. a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
  2. b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
  3. c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
  4. d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
  5. e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;”

Ruanda, 1884 yılında gerçekleşen Berlin Konferansı’nda Almanya’nın Doğu Afrika sömürgesi haline gelmiş, ardından Belçika hakimiyetine girdikten sonra yerli halk arasında ayrımcılıklara maruz bırakılmıştır.[i] Bu ayrımcılık, birbirinden tarihi geçmiş veya fiziksel olarak hiçbir ayrım bulunmayan Ruandalılar arasında iki tür klan olduğu fikrine dayanmaktadır: Tutsiler ve Hutular. Böyle bir ayrımcılık yaratmanın arkasındaki amacı ve bu amaca ulaştıran düşünceleri anlayabilmek için öncelikle emperyalizmin araçlarının incelenmesi gerekmektedir.

Emperyalist ülkeler, sömürge devletleri üzerinde hakimiyet kurmak ve bunu devam ettirebilmek için tarih boyunca çeşitli eylemlere girişmişlerdir. Örneğin 17. yüzyılda Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası, Banda adalarının kontrolünü ele geçirdiklerinde küçük hindistancevizi kabuğu ve muskat üzerinde tekel kurma niyetinde iken çok sayıda küçük özerk şehir-devletle karşılaşmışlar ve hiyerarşik bir sosyal veya siyasi yapıya sahip olmayan toplum üzerinde ideallerini gerçekleştirebilmek için kanlı bir çözüm benimsemişlerdir. Banda adalarında tekel kurmaya zorlanabilecek bir merkezi otorite olmadığı için Batavia’nın Hollanda valisi Jan Pieterszoon Coen, alternatif bir plana geçiş yapmış ve Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası’nın yeni başkenti olarak Java adasında Batavia’yı kurmuştur. Daha sonrasında bir filo ile yola çıkarak adalardaki nüfusun neredeyse tamamını (yaklaşık 15 bin insanı) katletmiştir. Tüm liderler halkın kalan kısmı ile birlikte infaz edilmiş ve geriye mahsuller üzerinde çalışmak için yeterli bilgiyi aktarabilecek çok az sayıda insan bırakılmıştır.[ii] Sömürge düzeninin işlemesi için kurulması gerekli sosyal ve idari düzenin ancak bu şekilde gerçekleştirilebileceğine inanılmıştır.

Tutsi ve Hutu Ayrımcılığı

Bu inancın etkisi 20. yüzyılda kırılamamış ve benzeri bir soykırım 1994 yılında Ruanda’da meydana gelmiştir. Burada ise rastgele belirlenen fiziksel özellikler çerçevesinde halkın bir kısmı Tutsi, bir kısmı da Hutu olarak işaretlenmiştir. İnce burun, uzun boy gibi uydurma ölçütler çerçevesinde halk kategorize edilmiş ve iki klan üyelerinin farklı özelliklere sahip olduğu fikri yerleştirilmiştir. Halkın kimliklerine Tutsi veya Hutu olduğunu gösteren eklemeler yapılmıştır.[iii] Farklılıklar üzerine kurulan ayrımcılıktan ise üstünlüğe dayalı bir sınıf sistemi türetilmiştir. Ülke ekonomisinin tarım ve hayvancılık merkezinde döndüğü Ruanda’da, genellikle hayvancılıkla uğraşan ve azınlık olan Tutsi’ler, tarımla uğraşan çoğunluk olan Hutu’lardan üstün addedilmiştir. Belçika, devletin idari yapısının üst mevkilerine Tutsi’leri yerleştirdiğinde ise bu hiyerarşik uçurum derinlik kazanmıştır.[iv]

1962 yılında Ruanda bağımsızlığını ilan ettiğinde yönetime Hutu’lar gelmiş ve bu sefer de Tutsi’lere karşı sert politikaların hayata geçirildiği görülmüştür. Devlet başkanının Anayasa’ya aykırı hareketleri, bir kısım subayların darbe hazırlığı içerisine girmesi ve Brundi’de yaşanan olayların Ruanda’ya etki etmesi gibi birçok nedenin bir araya gelmesi ile yaşanan çatışmalar neticesinde iç savaş başlamıştır. 6 Nisan 1994’te Hutu klanından olan devlet başkanının uçağı başkent Kigali’ye inerken düşürülmüş ve bu olayın birkaç saat sonrasında katliam hazırlıkları başlamıştır. Daha sonrasında halkın birbirini öldürmesi ile sonuçlanan olaylar, Ruanda’nın “100 günde bir milyon kişinin öldürüldüğü ülke” olarak tarihe geçmesine sebep olmuştur.[v]

Gacaca Mahkeme Sistemi

Ruanda’da yaşanan katliam, birçok dış unsurun etkisi ile birlikte ‘halkın kendi kendini yok etmesi’ olarak tarihe geçmiştir. Bu nedenle halkın iyileşmesi ve tekrar ‘halk’ olarak hissedebilmesi için iyileştirici olanı yapması; affetmesi gerekmiştir. 1998 yılında Ruanda’da, kökeni eski dönemlerdeki adalet sistemine dayanan Gacaca mahkeme sistemi kurulmuştur. Başta mahkemelerin iş yükünü hafifletmek için kurulan bu geleneksel adalet yapısı, 2005 yılından sonra soykırımla ilgili davalara da bakmaya başlamıştır.

Gacaca mahkeme sistemine göre yargıçlar olarak köyün en güvenilir yaşlı kişileri görevlendirilmiş ve bu kişiler mahkeme önüne getirilen sorunları dinleyerek çözüm bulmaya çalışmışlardır. Yeni Gacaca sistemi de eski özelliklerini korumuş bir yapı olarak ortaya çıkmıştır. Yine tüm halka açık bir şekilde duruşmalar açık havada görülmüştür. Eskisinden farklı olarak en üst ceza ölüm yerine ömür boyu hapis cezası öngörülmüş ve yargıçlar en güvenilir yaşlı kişiler yerine hukuk eğitimi almış kimselerden oluşmuştur.[vi]

Gacaca mahkemelerinde görülen soykırım davalarında, herhangi bir hukuki işleme geçilmeden önce davanın başında faillerin suçlarını itiraf ettikleri ve gerçeği kabul eden failler karşısında mağdurların onları affettikleri görülmüştür. Bu durum her bir somut olay için geçerli olmamakla birlikte büyük bir kesimin Tutsi-Hutu ayrımını geride bırakarak hayatlarına devam etmek istedikleri kayıtlara geçmiştir. Bu duruma gösterilebilecek en etkileyici örnek ise eski mahkumlar ve soykırımdan kurtulanlar arasında oynanan futbol maçları olmuştur. Futbol, nefreti geride bırakabilecekleri bir platform olarak Ruanda halkının iyileşmesine katkıda bulunmuştur.

Sonuç

1994 yılında yaşanan soykırımdan çok kısa bir süre sonra, 2003’te Afrika Uluslar Kupası’nda (AFCON) oynanan Gana-Ruanda maçında, Ruanda halkı futbol aracılığıyla birlikte bir duruş sergileme fırsatı bulmuştur. Ruanda takımı arasında hem Tutsi hem Hutu olan oyuncular yer almış ve takımın Gana’yı 1-0 mağlup etmesiyle büyük bir sevinç yaşamışlardır. Ayrımcılığın bir kenara atıldığı ve herkesin aynı takımı desteklemekten büyük bir gurur ve sevinç duyduğu bu maç, Ruanda halkı üzerinde bıraktığı etki ile tarihe geçmiştir. Halkın çoğunluğu futbolu bir arada yaşamanın bir kutlaması olarak görmeye günümüzde de devam etmektedir.

Özellikle Liverpool taraftarlarının çok olduğu Ruandalılar arasında aynı takıma ait olma hissi, geçmişin izlerini silmese bile azaltacak etkiye sahip önemli bir etki sağlamaktadır. Ruandalılar, Liverpool ile özdeşleşen “You’ll Never Walk Alone”[vii] şarkısında kendi hikayelerini bularak bundan güç almaktadırlar.

Av. Cemre Belçim GÖLBAŞI

 

 

 

[i] Saylan, Ayşegül, “Soykırıma Giden Bir İç Savaş: Ruanda”, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 1, 2021, s. 2.

[ii] Acemoğlu Daron ve Robinson James, “Ulusların Düşüşü”, Doğan Kitap, 2013, Ankara, s. 246.

[iii] Saylan, a.g.e., s.6

[iv] Saylan, a.g.e., s.5

[v] Çoban Öztürk, Ebru, “Uzlaşma Süreçleri ve Uluslararası Mahkemenin Sonlandırılması Üzerine Bir Değerlendirme”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 12, Sayı 48, s. 37-53.

[vi] Çoban Öztürk, a.g.e.,12

[vii] Türkçesi: “Asla Yalnız Yürümeyeceksin”. Rodgers and Hammerstein müzikalinden bir parçadır ve Liverpool futbol kulübünün taraftarlarının benimsemesi ile takımın marşına dönüşmüştür.