Formula 1, 1950’deki kuruluşundan bu yana dünyanın önde gelen motor sporları serisi olarak tanımlanıyor; fakat aynı zamanda en tehlikeli, riskli ve agresif sporlardan biri olarak da sayılıyor. Üstelik en pahalı ve küresel olarak ticarileştirilmiş insan faaliyetlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bunu akılda tutarak, spor müsabakalarının manipülasyonuna benzeyen marjinal uygulamaların o sporda kendilerini nasıl gösterdiğini ve ne pahasına olursa olsun kazanma stratejisinin kendisini nasıl ortaya koyduğunu tespit etmek önemlidir. Dolayısıyla, belirli (genellikle ticari yönelimli) manipülatif uygulamaların nasıl ortaya çıktığını ve ikinci olarak, bu tür uygulamaları belirlemek için ne yapılması gerektiğini incelemek mühimdir.

Bu yazıda Formula 1 ile ilgili pratik özellikler -özellikle dolaylı emirlerle ilgili olanlar-, yasallık ve hukuki güvenlik ile ilgili bazı zorluklar ve ayrıca aksiyolojik sorunların yanı sıra bazı hukuki belirsizlikler(anlaşmazlıklar) incelenmiştir.

 

Spygate Vakası

Avrupa Konseyi Spor Müsabakalarının Manipüle Edilmesine Dair Sözleşme (ileride bahsedeceğimiz ismiyle — ‘Sözleşme’)’nin 3.4. maddesi, şundan bahseder: “spor müsabakalarının manipülasyonu, kendisi veya başkaları için gereksiz bir avantaj elde etmek amacıyla, yukarıda belirtilen spor müsabakasının öngörülemeyen niteliğinin tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırmak için bir spor müsabakasının sonucunun veya gidişatının uygunsuz bir şekilde değiştirilmesini amaçlayan kasıtlı bir düzenleme, eylem veya ihmal anlamına gelir.” Adı geçen spor müsabakalarının manipülasyonu için değişik şekillerde yükümlülük biçimleri mümkündür: cezai, disiplin, idari veya kamu. Kısacası, belirli bir spor düzenlemesi ihlali tespit edilirse bu, Sözleşme ışığında manipülasyon yapıldığının bir işaretidir.

Formula 1 tarihindeki en yankı yapan vakalardan biri ‘SpyGate’dir. SpyGate, F1 yarış takımları arasında (McLaren, Ferrari ve Renault) aralarında gizli teknik bilgilerin aktarıldığına dair bir dizi suçlamaydı. Dava, Ferrari F1 ekibi tarafından eski bir çalışana kıdemli bir McLaren mühendisi Mike Coughlan ve eşi Trudy Coughlan’a karşı teknik bilgilerin çalınmasıyla ilgili iddiaları içeriyordu. Davanın kendisi çok karmaşıktı ve birçok bölümden oluşuyordu. Bu yüzden bunun en şüpheli kısmı olan “RenaultGate”den bahsedeceğiz; gizli bilgilerin (McLaren yakıt sistemi, dişli takımı, yağ soğutma sistemi, hidrolik kontrol sistemi vb.) Renault ‘ya sızdırılmasıyla ilgili olan kısmı.

Dünya Motor Sporları Konseyi, Renault’nun Uluslararası Spor Kuralları’nın 151(c) maddesini ihlal ettiğini, ancak şampiyonanın etkilendiğine dair kanıt bulunmadığından herhangi bir ceza verilmeyeceğini belirterek Renault’yu cezalandırmadı. 151(c) hükmü, herhangi bir hileli davranışın veya herhangi bir yarışmanın veya motor sporlarının menfaatlerine zarar veren herhangi bir fiilin genel olarak kuralların ihlali olarak kabul edilmesini şart koşar. İddialarla başlayan bu soruşturmalar, 100 milyon dolarlık rekor para cezasıyla sonuçlandı. McLaren’a verilen bu 100 milyon dolarlık ceza, Formula 1 tarihindeki en yüksek para cezası oldu.

Açıklayıcı raporun 51. paragrafında, “hedeflemiş” ifadesinin, sadece düzenlemeleri, bir yarışmanın sonucunu veya gidişatını uygunsuz şekilde değiştiren eylemler veya ihmaller içermediğini ifade ettiği söylenir, bu tür ifadeler Sözleşme ile pek uyumlu değildir. Başka bir deyişle sadece sonucun veya müsabakanın gidişatının değiştirilmesi yarış şikesini oluşturmamalı, aynı zamanda bunu yapmaya teşebbüs etmelidir. 151(c) soyut olmasına rağmen belirli bir zararı varsayar; genel olarak rekabeti etkilemeden motor sporlarının çıkarlarını ihlal etmek pek mümkün değildir.

Benzer görüşlere bilimsel literatürde ve içtihatta da rastlanmaktadır: şike, hem sonuç suçu hem de yönetim suçu olabilir. Şikede, bahis şirketlerinin dahil olduğu durumlarda zararlar çok açık ve her zaman spesifik değildir. Ayrıca, hile basit değildir ve bahis işindeki dürüst eylemlerle karşılaştırıldığında tahmin edilecektir ve suçun tamamlanma anı (tam) zararın meydana gelmesi değil, bahis şirketleri ile aldatıcı bir sözleşmenin akdedilmesidir. Aynısı disiplin suçları ve bahisle bağlantılı olması gerekmeyen suçlar için de geçerli olmalıdır. Kural olarak bir suç, disiplin suçuna kıyasla daha zararlı ve daha belirgin sonuçlar gerektirdiğinden, bu daha da açıktır.

 

Crashgate Vakası

Şike ilgili en çok yankı uyandıran vakalardan bir diğeri de “CrashGate” vakasıdır. 21 Eylül 2009 tarihinde Paris’te düzenlenen Dünya Motor Sporları Konseyi toplantısında, Renault F1 takımı, pilotu Nelson Piquet Jr. ile birlikte 2008 Singapur Grand Prix’sinde kasıtlı bir kazaya neden olmak için komplo kurduklarını itiraf etmiştir. Daha doğrusu, Piquet Jr., Renault takım yöneticisi Flavio Briatore ve mühendis Pat Symonds tarafından kazayı gerçekleştirmesi talimatını aldığını belirtmiştir.

Piquet Jr. verdiği ifadede olayı şöyle anlatmıştır: “Orda oturmuş sadece yüzlerine bakıyordum. Durumu anlamam için Almanya’da Timo Glock’un kazasından sonra ne olduğunu hatırlattılar. Ben pite girdikten hemen sonra kaza gerçekleşmişti ve yarışı 2. sırada bitirmiştim. Ve Flavio o anda ‘Takıma yardım etmek ister misin? Doğru anda girecek bir güvenlik aracı bizim için her şeyi değiştirir.’ dedi. O anda kalkışacağımız bu işin ahlaki tarafını düşünmedim bile.”

Ancak yine de FIA’nın resmi tepkisi oldukça yumuşaktı: Renault F1’in ekibi içindeki başarısızlıkları tespit etmek ve ele almak için attığı adımları dikkate alarak ve ilgili kişilerin eylemlerini kınayarak, WMSC, Renault F1’in diskalifiyesini 2011 sezonunun sonuna kadar askıya almaya karar verdi. Böylelikle, prensipte, en tehlikeli ve en bariz yarış şike vakalarından biri için yaptırım, 2 yıl ertelenmiş diskalifiye anlamına geliyordu. Dönemin FIA başkanı Max Mosley: “Renault’nun cezası diskalifiye olmakla birlikte iki yıl askıya alındı, bu da önümüzdeki iki yıl içinde aptalca bir şey yapmazlarsa herhangi bir sorunları olmayacağı anlamına geliyor” şeklinde açıklamada bulundu. Bu tür bir ceza Sözleşme ile uyumlu değildi (elbette Sözleşme daha sonra kabul edildi, ancak teorik açıdan bu, konuyla ilgili değil).

CrashGate ele alındığında, Sözleşmenin ruhuna uygun olarak, haksız yere, suçlu veya üçüncü bir şahıs için ekonomik bir fayda sağlamayı amaçlayan ve başka bir kişiye (burada kastettiğimiz karşı takımlar ve sürücüler) mal kaybına neden olan hem hileli hem de zorlayıcı niyet olarak tanımlanabilir. Böyle bir tanım, ceza hukuku müdahalesini (veya en azından yeterince sert disiplin cezasını) gerektirir ve buna göre, kasıtlı kaza için cezai yaptırımın, hafifletici koşullar dikkate alındığında bile bu kadar yumuşak olması pek olası değildir.

Sözleşme, tarafların tüzel kişi içerisinde denetim eksikliğinin Sözleşme’nin 15 ila 17. maddelerinde belirtilen suçların işlenmesini mümkün kıldığı davalara kurumsal sorumluluğu genişletme yükümlülüğünden açıkça bahsetmektedir. Orantılılık ve caydırıcılık açısından Pat Symonds ve Flavio Briatore’a daha yeterli yaptırımlar uygulanmıştır: sırasıyla 5 yıl diskalifiye ve ömür boyu men. Bu arada, Jr. Piquet’e verilen dokunulmazlık, FIA ile iş birliği için verilmiş bir iyilik gibi görünüyordu. Önceki paragrafların ve Sözleşme’nin geniş bir suç yelpazesini kapsayan esnek ifadesinin önerdiği gibi, şike geniş bir olgudur; manipülasyonun birçok yolu vardır ve bazı manipülasyon biçimleri bir tehdit değil, (daha ziyade) normal bir spor unsurudur. Manipülasyonlar (veya manipülasyonlara çok benzer eylemler) bir sporun tanınmış taktikleri olarak kabul edildiğinde, hiçbir sorumluluk uygulanmayacaktır.

Bu makalede tartışılan F1’deki takım emirleri ve diğer taktik kararlar, çeşitli sporlardaki diğer şüpheli taktiklerle (buna göre muhtemelen Sözleşmede belirtilen manipülasyon tanımına uygun olarak) karşılaştırılabilir. Örneğin; bisiklet yarışındaki ‘domestikler’ (yol bisikleti yarışında domestik, yarışı kazanmaya çalışmak yerine takımının ve liderinin yararına çalışan bir binicidir), koşmada ve at yarışında ‘rabbiting’ olarak tabir edilen sürat ayarı; satrançta önceden ayarlanmış kuralar (genellikle kaptanın veya koçun emriyle); krikette bir koç ve saha kaptanı arasındaki telsiz iletişimi (zaten yasaklandı) vb.

 

2002 ve Sonrasındaki Takım Emirleri

Bu bölümde en tartışmalı Formula 1 sezonlarından birinden bahsedeceğiz. Konu, 2002 Avustralya A1 Grand Prix’si. Yarışın bitmesine dört tur kala R. Barrichello, M. Schumacher’den 4 s önde. M. Schumacher her turda o kadar çok zaman kazanıyor ki, liyakate göre kazanması muhtemel görünüyor. Ancak Ferrari takımı, M. Schumacher’in liyakatle ikinci bitirmesi gerekirken bile kazanmasına izin veren taktikler kullandı.

Sky TV kameralarının gösterdiği üzere, Michael Schumacher’den sorumlu olan Ross Brown, R. Barrichello’nun mühendisi Jean Todt’a bir parça kâğıt verdi. Bu kararı gizlemeye çalıştılar, ancak J. Todt Barrichello’ya şöyle söylerken kameralara yakalandı: “Michael’ın şampiyonluğa geçmesine izin verin, lütfen Michael’ın şampiyonluğa geçmesine izin verin.” Bu nedenle, bu açıkça bir takım emriydi. Schumacher, Barrichello’nun (Barrichello’nun resmen ikinci olduğu gerçeğine rağmen) ilk etapta durmasına izin vererek “fair play” numarası yaptı. Barrichello, Ferrari ekibi tarafından ona söylenenleri olduğu gibi açıkladı: “ve sonra, eğer devam etmezsem sözleşmeme daha yakından bakacakları söylendi.” Sonuç olarak, Barrichello o yarışı kazanamadı; aksi halde, muhtemelen bir sonraki yarışmadan önce kovulacaktı.

FIA Temyiz Mahkemesi, eski davalardan birinde, takım ve sürücü arasındaki ilişkiye ilişkin bariz bir şekilde farklı bir anlayış sağlamıştı: “…takım, sürücüsüne verdiği ve Yönetmeliklere aykırı olan talimatlardan sorumlu olmasına rağmen, sürücü, ekibinin astı değildir, ancak belirli bir özgürlüğe sahiptir, ayrıca, kabul etmiş olduğu Yönetmeliklerin gerektirdiği ve kendisinin yapması gereken, ekiple birlikte, kasıtlı hataların sorumluluğunu üstlenir…”

Ferrari’nin emirlerinin muğlak konsepti sadece ahlak veya etikle ilgili değil, aynı zamanda spor hukukuyla da ilgiliydi. 2002 sezonundaki Ferrari takımı, takım emirleri nedeniyle cezalandırılmadı, bu nedenle tek ceza, podyum törenine ilişkin 2002 Formula 1 Spor Yönetmeliği’nin 170. maddesini ihlal etmekti. (Almanya için marş söylendiğinde Barrichello ve Schumacher doğru pozisyonlarında değillerdi.) FIA, Ferrari sürücülerine her biri yarım milyon olmak üzere 1 milyon ABD doları para cezası verdi. Daha sonra, 2010 yılında, Ferrari, Almanya GP’sinde, radyoda Alonso’nun Massa’yı geçmesine izin vermek için “Alonso senden daha hızlı” diyerek doğrudan bir emir verdiği için ceza aldı. Görevliler radyo konuşmasını duydu ve Ferrari’yi bu karar için cezalandırdı. Ferrari’ye kuralı çiğnediği için 100.000 dolar para cezası verildi: “Ferrari, yarıştan sonra yarış görevlileri huzuruna çağrıldı ve takım emirleriyle ilgili olarak FIA Spor Yönetmeliği’nin 39.1. maddesini ve sporu itibarsızlaştırdığı için FIA Uluslararası Spor Kuralları’nın 151(c) maddesini ihlal etmekten suçlu bulundu.”

Bu durumun en tartışmalı yönleri, hiçbir puanın düşülmemesi ve Ferrari’nin kuralları çiğnediklerini asla kabul etmemesiydi. Lotus Mühendislik Başkanı Mike Gascoyne’nin Ferrari takımının emiri hakkında söylediklerini belirtmemizde fayda var: ”Formula 1’de her zaman takım emirleri olmuştur. Sonuç olarak – bunu eğer yapacaksan, bundan çok daha akıllıca yap.”.

Yukarıda bahsi geçen 39.1 madde; “yarış sonucuna müdahale eden takım emirleri yasaktır” şeklindedir ve madde 151(c); “herhangi bir hileli davranış veya herhangi bir müsabakanın veya genel olarak motor sporlarının menfaatlerine zarar veren herhangi bir hareket” ile ilgilidir. İlk hüküm oldukça açık görünse de ikincisi, çok olumlu olmasa da mümkün olduğu kadar geniş bir spor hukuku hükmü oluşturma eğilimini göstermektedir. Örneğin Uluslararası Satranç Kuralları’nın 11.1. maddesinde, ‘oyuncular satranç oyununu itibarsızlaştıracak hiçbir işlem yapmazlar’ denilmektedir. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, hukuk ve ahlakla ilgili bu tür kuralların uygulanmasında tutarlı bir uygulama yoktur.

2007’de pit şeridinden takım emirleri gördük (sadece radyo bağlantısıyla değil, aynı zamanda örneğin belirli üzerinde anlaşılan (sözlü olmayan) işaretler kullanarak). Bu emirleri daha sonraki sezonlarda, örneğin 2014 veya 2015 GP’lerinde bulabilir miyiz? “Barrichello-Schumacher” veya FIA’nın terimleriyle “bir-iki oyuncu” emirleri var mı? Buna en çok benzeyen ‘Hamilton-Rosberg” ile Mercedes takımıdır. Bu arada, başka bir McLaren-Mercedes takımıyla aynı Hamilton, 2007’de takım emirleriyle ilgili olarak FIA tarafından zaten araştırılmıştı. Ancak FIA, McLaren-Mercedes aracının teknik durumunun uzmanlarda endişelere yol açması nedeniyle herhangi bir takım kararı olmadığını ve bu nedenle aracın riskten kaçınarak pit alanına gittiğini ve yarışa devam etmediğini söyledi. Karşılaştırmalı olarak düşünürsek, böyle bir hareket insana “maçı bırakmak” kavramını hatırlatır. Yine de F1 bu konuda oldukça spesifiktir; bir kişinin belirli bir anda elinden gelenin en iyisini yapmamasının birçok teknik nedeni olabilir.

 

Kardeş Takım Politikası

“Kardeş takımlar”ın bilimsel veya spor hukuku ile ilgili tanımları olmamasına rağmen, resmi olarak bağlantısı olmayan ancak rekabette birbirine yardımcı olan takımlar olduğu söylenebilir ve bu iş birliği adil rekabet açısından oldukça şüphelidir.

Daha geniş bir anlamda, bir kardeş takım politikası, satrançta sabit kuralara benzetilebilir. Sabit kuralar bir tür kartele benzer ve tamamen hesaplanmış bir şekilde ve daha geniş bir grup tarafından uygulandığında gerçekten çok çelişkili taktikler olabilir. Örneğin, eski Sovyetler Birliği’nden oyuncuların, bazı Sovyetlerin kazanma olasılığını en üst düzeye çıkarmak için, çabalarını Sovyet olmayan rakipler üzerinde yoğunlaştırarak kasıtlı olarak birbirlerine karşı çizerek uluslararası round-robin turnuvalarında kartel gibi davrandıkları uzun süredir iddia ediliyordu. Güçlü istatistiksel kanıtlar, Sovyetlerin kritik FIDE (Dünya Satranç Federasyonu) turnuvalarında kendi aralarında diğer ustalarla oynarken olduğundan daha fazla berabere kalma ihtimalinin yüksek olduğu bulgusunu destekledi.

Formula 1 Red Bull ve Toro Rosso takımları aynı yöneticiler tarafından kontrol edilen, ikisinin en ihtiyaç duyulan durumlarda yarışlarda birbirlerine yardım etmeleri nedeniyle pratikte kardeş takımlar olarak kabul edilebilir. 2012’de S. Vettel, sezonun son yarışı olan Brezilya GP’sinde o GP yarışını kazanmadan şampiyonluğu kazandı. Yarışı sadece altıncı sırada bitirdi ama bu şampiyonluk unvanını kazanmak için yeterliydi. Daha da tartışmalı olan şey Ferrari’nin, Vettel’i sarı bayrak koşullarında sollamakla suçlamasıydı ve bu da Vettel’in diskalifiye olmasına yol açmalıydı. FIA, Ferrari’nin protestosunu reddetti ve Vettel’in üçüncü sektörde yeşil bayraklar gördüğünü, bu nedenle sollamanın yasal olduğunu söyledi. O zaman bu yarışta tutarsız olan neydi? Vettel, J. E. Vergne’yi geride bıraktı. Ancak videoda Vergne’nin pit şeridine geçerek geçmesine izin vermesi nedeniyle bu, “gerçek bir yarış” geçişi olarak algılanamadı.

Vergne’nin Red Bull’un ikinci takımından (Scuderia Toro Rosso) olduğunu düşünürsek, S. Vettel’in şampiyon olması için “kardeş takımlar” sıralamasının kullanıldığını varsayabiliriz. Ancak Vettel, ‘kardeş takım’ biçimini kullanarak onu yarıştan çıkarmaya çalıştıkları için de diğer takımları suçladı. Red Bull’un o sezon boyunca başka durumlarda da “kardeş takım” kullanmış olma ihtimali var. Ferrari’nin Alonso’su, kazalara karıştığı Brezilya GP’sinden önce iki yarıştan elendi. Bu kazalara bakarsak, kazaların Lotus takımı sürücüleri Grosjean ve Raikkonen’den kaynaklandığını görebiliriz.

Lotus ekibi de Renault’dan (Red Bull gibi) motor kullanıp satın aldığı için bu takımlara ‘kardeş takımlar’ diyebiliriz. Bu, aynı takımdan olmayan üçüncü bir sürücüyü dahil etme olasılığını artırır (Jerez 1997 yarışına bakın, Hakkinen yarışı kazandığında, takım arkadaşı David Coulthard’ın yoldan çekilmesi istendi, Williams’tan Jacques Villeneuve ise gizli anlaşma izlenimi verdi.) Lotus doğrudan Red Bull’a ait değil, ancak onlardan motor veya yarış arabası satın alıyorlardı. Bu sebeple, yukarıda belirtilen gerçekler, Red Bull’un ana takımının ‘kardeş takımları’ kontrol edebilme ve unvanı kazanmak için muhtemel ‘kardeş takımları’ kullanabilme olasılığını artırmaktadır.

 

Yasal Düzenlemelerin Pratik Uygulaması ve Bazı Sorunlar

2015 yılında FIA, yarışın başlangıcında radyoda mesajlaşmayı yasakladı. Son dönemlerde, FIA, sürücünün aracı yalnız ve yardımsız kullanması gerektiğini belirten spor düzenlemelerinin daha katı bir uygulamasını yayınladı. Bununla birlikte artık tüm radyo mesajlarını dinlediğini de açıkladı. Ancak, gerçekten hepsini dinliyorlar mı yoksa sadece kayıt mı ediyorlar? Tüm mesajları dinlemek yeterince zor; aslında, bir Grand Prix’de bir sürücüye 200-300 mesaj verilir. (Söz konusu rakamlar, antrenman ve eleme dahil değil, sadece yarış için geçerlidir.)

Usul açısından bakıldığında, yasaklara ilişkin belgeler oldukça tartışmalıdır. Örneğin, FIA’nın halka açık olmayan teknik direktifinde pitten arabaya radyo yasağı getirildi, 15 Eylül 2014’te ekiplere gönderildi ve hemen yürürlüğe girdi. Değişiklik, sportif yönetmeliğin “Pilot aracı yalnız ve yardım olmadan sürmelidir” maddesiyle ilişkilendiriliyor. Açıkçası, bu tür önemli konular teknik direktiflerde pek düzenlenmemelidir. Bu bağlamda, temel anayasal ilkelerden birinden bahsetmekte fayda var: Bir bireyin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması, ancak diğerlerinin yanı sıra, tüzük tarafından değil, kanunla düzenlendiğinde mümkündür.

Çeşitli teorik pozisyonlar olabilir, ancak F1’in içerdiği doğal riski göz önünde bulundurarak, hukuku (mecazi bir denge olarak) mümkün olduğunca istikrarlı ve öngörülebilir kılmak mantıklı görünüyor. FIA’nın hem ‘CrashGate’ e hem de ‘RenaultGate’ e tepkisinin yürürlükteki uluslararası hukukla, yani Sözleşmeyle pek uyumlu olmadığını hatırlamakta fayda var. Bu, F1 müsabakalarına katılanların, F1 Spor Yönetmeliklerini ve diğer belgeleri ihlal etmenin sonuçlarıyla ilgili olarak kolayca yanlış yönlendirilebileceklerine (ve buna bağlı olarak başkalarının kafasını karıştırabileceğine) dair bir uyarı sinyalidir.

Önemli olan, F1’in etik kuralı olmamasıdır, kendi kurallarına sahip IndyCar yarışlarının ve bir kuralı olan Aprilia Motorcycle yarışlarının aksine. Tabii ki, sadece bir etik kurallara sahip olmak, etik olmayan davranışların sorumluluğunun doğru bir şekilde düzenlendiği anlamına gelmez, ancak yine de kuralların olmaması bazı yasal zorlukların göstergesi olabilir. 2016 Formula 1 Spor Yönetmeliklerinin etik olmayan konularda belirli maddeleri vardır, ancak bunlar esas olarak teknik ve güvenlik konularına odaklanırken, takım emirleri açısından çok spesifik değildir.

Madde 27.5, hiçbir zaman bir aracın gereksiz yere yavaşça, düzensizce veya diğer sürücüler veya başka herhangi bir kişi için potansiyel olarak tehlikeli sayılabilecek şekilde sürülmemesini şart koşar. Bu hükümler, “gereksiz yere yavaş” veya “potansiyel olarak tehlikeli” gibi hâkimin (hakemin) takdirine bağlı yorumlayıcı özellikleri ifade eder. Formula-1 başlı başına çok tehlikeli bir spordur; bu nedenle, yukarıda belirtilen hükümlerin hukuki kesinlik ilkesine uygun olarak değerlendirilmesi pek mümkün değildir. Geniş takdir yetkisinin seçici adalet için bir ön koşul olabileceği veya mecazi olarak (nesnel olmayan) dar bir bakış açısı olabileceği belirtilmelidir.

Bununla birlikte, daha az kesin ya da daha kesin olmak gerekirse, mevcut F1 Spor Düzenlemeleri doğrudan takım emirleri için geçerli değildir, yani tam anlamıyla bahsedilmemektedir (takım emirleri yasağı 2010 yılında Yönetmeliklerden silinmiştir). Böyle bir soyutluk (kibarca söylemek gerekirse – yasal takdir yetkisi, şimdi durum görünüşte değişiyor olsa da daha iyi yönde) olumlu olarak görülemez: yasak değilse, takım emirlerine ne ölçüde izin verildiği açıkça belirtilmelidir. Doğal olarak ister buz hokeyi ister F1 veya diğer sporlar olsun, güvencesiz faaliyetleri düzenleyen kuralların sadece yazılı olarak değil, aynı zamanda açık, istikrarlı ve halka açık bir şekilde konulması daha iyidir.

Son olarak, prensipte “kardeş takımlar” arasındaki takım emirleri veya iş birliği için ceza, sponsorları etkileyecek şekilde verilebilir: örneğin, belirli bir takımı yarışta TV akışında göstermemek veya sponsorların logolarını örtmek gibi. Ek olarak, bazı spor avukatlarının basit önerisini de dikkate almakta fayda var: her takımın sadece bir araçla yarışa dahil olmasına izin vermek gibi. O zaman, doğrudan takım emirlerine yer kalmayacak ve buna göre kardeş takım politikasına daha az yer kalacaktır. Bu tavsiyeyi yerine getirmek adına, Formula 1 yarışlarının rekabet gücünü korumak için belirli değişiklikler yapılması elzemdir.

 

Sonuç

F1’in doğası başlı başına tartışmalıdır; kazanmak için sadece iyi sürmek yeterli değildir. “İyi ve iyi sponsorlu bir ekipte” olmak da önemlidir. Bu nedenle takım emirlerinin ve ilgili kardeş takım politikasının resmi olarak yasaklanması pek etkili olamaz. Eğer gerçekte F1 bir takım sporuysa -hukuken bireysel bir spor olduğu halde- tek yol, hukuk ile gerçek arasındaki boşluğu kapatmaktır: F1’i mümkün olduğunca bireysel odaklı hale getirmek gibi. Bu tür bir önleyici politika, birbiriyle ilişkili bazı adımlar gerektirir: Sadece sürücüleri değil, örneğin mühendisleri, yarış organizatörlerini ve tamircileri de cezalandırarak sorumluluğu belirtmek; takım sponsorlarının etkisini azaltmak, kurumsal sorumluluğu genişletmek ve muhtemelen her takımın yalnızca bir araçla yarışa dahil olmasına izin vermek gibi radikal adımlar atmak. Bu bireysel odaklı fikrin Uluslararası Bisiklet Birliği tarafından gerçekleştirildiğini belirtmekte fayda var; biniciler bitiş pozisyonları için puan aldıklarından, ‘domestikleri’ liderlerinden ziyade kendi performansları hakkında düşünmeye zorlar.

Mecazi olarak, yukarıda bahsedilen bu önleyici politika, Ayrton Senna tarafından özgün bir şekilde betimlenen durumu yansıtmaktadır: “Yalnızca birey, yol ve araba önemlidir; emirler, para, takım arkadaşları ve sponsorlar değil.” … “Sanki bir tünelde sürüyormuşum gibi hissettim. Tüm yarış pisti bir tünel haline geldi… O kadar yüksek bir konsantrasyona ulaşmıştım ki, sanki araba ve ben bir olmuş gibiydik. Birlikte maksimumdaydık. Arabaya her şeyi veriyordum – o da aynı şekilde bana.”

Sporda hilenin her türlüsünü önlemenin en iyi ve en sağlıklı yollarından biri, sadece hilenin kendisine değil, tam tersine, yani bireysel rekabet becerilerinin güçlendirilmesine ve sporun saflaştırılmasına odaklanmaktır. Spor sürecinin özü, günümüzün ticari gerçekliğinin (muhtemelen kaçınılmaz) zorluklarını geride bırakırken hissedilir. Böyle bir arınma en teknik sporlardan birinde, yani F1’de bile mümkün olmalıdır (“Teknik” kelimesinin bazen “meçhul” ve “merhametsiz” ile ilişkili olduğunu unutmayın). Hukuki açıdan bakıldığında, bu son sözler, sporun herkese kendi potansiyeline ve ilgi alanlarına göre kendini geliştirme ve kendini kontrol etme fırsatı verildiği bir kendini gerçekleştirme alanı olması gerektiğini belirten Spor Etiği Kuralları’nın hedeflerini yansıtmaktadır.

Betül KÖSLÜOĞLU

 

 

 

KAYNAKLAR

Post not found !