CEV (Türkçe adıyla “Avrupa Voleybol Konfederasyonu”), 21 Ekim 1963 tarihinde kurulmuştur. 56 Avrupa ülkesi ulusal federasyonunu bünyesinde toplayan CEV’in yönetim binası Lüksemburg’un Lüksemburg kentinde yer almaktadır.

CEV, voleybolun gelişimi ve büyümesi için kendisine birtakım misyonlar yüklemiştir. Bu misyonlar şu şekildedir:

  • Voleybol, plaj voleybolu ve kar voleybolunun tüm kıtaya yayılmasını ve popülerliğinin artmasını sağlamak,
  • Bünyesinde yer alan ulusal federasyonların faaliyetlerini kontrol etmek, federasyonlar ile iş birliği yaparak karşılıklı çözüm yollarını artırmak ve taraflar arasındaki uyuşmazlıkları çözmek,
  • Bünyesinde yer alan ulusal federasyonlar ile voleybolun diğer süjeleri (oyuncular, antrenörler, hakemler vb.) arasındaki ilişkilerin gelişimini teşvik etmek,
  • Uluslararası Voleybol Federasyonu’nun (FIVB) Anayasası’na, kurallarına ve yönetmeliklerine riayet etmek ve ulusal federasyonlar ile voleybolun her süjesinin (oyuncular, antrenörler, hakemler vb.) bu kurallara uymasını sağlamak.

1-) ORGANLARI

a) Genel Kurul

Genel Kurul, CEV’in en üst düzey organıdır. Genel Kurul’u oluşturan katılımcılar, CEV bünyesinde yer alan 56 ulusal federasyonun temsilcisidir. Genel Kurul’un başkanı, aynı zamanda CEV’in de başkanıdır. Genel Kurul’un almış olduğu kararlar, CEV ve bağlı olduğu tüm ulusal federasyonlar için bağlayıcıdır. Genel Kurul her yıl olağan şekilde toplanır. Genel Kurul’un yetki alanında yer alan görevler aşağıdaki gibidir:

  • Tüzük ve hukuk dairesi düzenlemelerinde değişiklik yapılması,
  • CEV Yönetim Kurulu, FIVB Yönetim Kurulu, hukuk dairesi ve iç denetçiler kurumlarında yer alan bir birime aday seçilmesi,
  • CEV’in kayıtlarında yer alan ofisinin değişmesi,
  • İdare kurulu, hukuk dairesi ve iç denetçi üyelerinden birisinin görevinden alınması,
  • Bütçe ile yıllık hesapların kabul edilmesi,
  • Onursal başkan, onursal başkan yardımcısı ya da onursal üye unvanlarının, yönetim kurulunun önerisi üzerine ilgili görevlerde yer alan veya CEV’e önemli katkılar sağlamış kişilere verilmesi,
  • CEV’in dağılması,
  • Bir üyenin ihraç süreciyle ilgili işlemlerin yapılması.

Genel Kurul’un olağanüstü toplanması için ise yönetim kurulunun kararı ya da CEV bünyesinde yer alan ulusal federasyonların en az üçte birinin talebi gereklidir.

b) Başkan

Başkan, ilk olarak doğrudan Genel Kurul tarafından idare kuruluna aday olan kişiler arasından, bu adayların ilgili ulusal federasyonları tarafından resmî bir şekilde Başkanlık için gösterilmeleri koşuluyla seçilir. Seçim, ilk turda salt çoğunlukla, sonraki turlarda ise basit çoğunluk ve gizli oylamayla yapılır. İkinci bir dönem için aday olmak isteyen kişinin başvurusu, kendisiyle bağlantısı olmayan beş ulusal federasyon tarafından sunulabilir. Başkan dört yıllığına seçilir ve toplamda üç dönem görev alabilir. Başkan seçildiğinde, CEV Yönetim Kurulu’nun üyesi ve başkanı olma sıfatını kazanır. Başkanın sorumlu olduğu alanlar aşağıdaki gibidir:

  • CEV organları ile CEV ofisinin yönetimi,
  • FIVB, Avrupa dışındaki konfederasyonlar ve ulusal federasyonlarla etkili bir iletişim ve iş birliği sağlamak,
  • CEV ve Avrupa voleybolunun gelişimini, CEV’in diğer organları, ulusal federasyonlar ve uluslararası spor kurumları ile koordineli şekilde sağlamak,
  • İcra Komitesi ve Yönetim Kurulu’na rapor hazırlamak.

c) Yönetim Kurulu

Yönetim Kurulu’nun görevleri aşağıdaki hususlardan ibarettir:

  • Tüzük ve hukuk odası yönetmelikleri dışında CEV düzenleyici çerçevesinin değiştirilmesi,
  • Daimî veya geçici komisyon ve çalışma gruplarının kurulması ile üyelerinin belirlenmesi,
  • İcra kurulu üyesinin belirlenmesi,
  • Hukuk dairesi hariç herhangi bir organın kararının değiştirilmesi,
  • CEV adına sözleşme yapılması ve yükümlülük oluşturulması.

d) Komisyon

Komisyon, genel düzenlemeler ile idare kurulu tarafından tanımlanan belirli görevleri gerçekleştirmekle sorumlu olup idare kurulunca atanan bir uzmanlar topluluğudur. Komisyonlar en az 5, en fazla 11 kişiden oluşur. Komisyon başkanı, CEV Başkanı’nın önerisi üzerine Yönetim Kurulu tarafından atanan bir üyesidir. Komisyon başkanının sorumlulukları şunlardır:

  • Toplantılar düzenlemek,
  • Komisyonu temsil etmek,
  • Çalışmaların doğru bir biçimde yürütülmesini sağlamak,
  • Kurum içi yazışmalardan sorumlu olmak.

Komisyon çalışmaları, yılda en az bir kez toplanarak ve idare kuruluna önerilerde bulunarak bir yıllık süreç boyunca devam eder.

CEV’in içinde yer alan komisyonlar şunlardır:

  • Avrupa Plaj Voleybolu Komisyonu (EBVC),
  • Avrupa Antrenörler Komisyonu (ECOC),
  • Avrupa Finans Komisyonu (EFC),
  • Avrupa Hukuk Komisyonu (ELC),
  • Avrupa Tıp Komisyonu (EMC),
  • Avrupa Hakemlik Komisyonu (ERC),
  • Avrupa Voleybol Komisyonu (EVC).

e) Hukuk Dairesi

Hukuk dairesi, uyuşmazlıkların tahkim ya da arabuluculuk yoluyla çözülmesi ve CEV düzenleyici çerçevesinin ihlaline ilişkin karar verme konusunda yargı yetkisine sahiptir. Halihazırda 6 üyesi bulunmaktadır.

f) Çalışma Grubu

Çalışma grubu, genel düzenlemeler ile Yönetim Kurulu tarafından tanımlanan belirli görevleri yerine getirme sorumluluğuyla, yine Yönetim Kurulu tarafından atanan uzmanlardan oluşur. En az 5, en fazla 11 üyeden oluşmaktadır. “Bölgesel Derneklerle Kalkınma ve İşbirliği Çalışma Grubu,” CEV’in içindeki çalışma gruplarından biridir.

g) Ofisler

Ofisler, CEV organlarının çalışmalarını destekler ve tüm üyelere yardım sağlar. CEV ofisleri aşağıdakilerden oluşur:

  • Spor Yönetimi,
  • Pazarlama, Dijital ve Medya,
  • Teknik ve Geliştirme Yönetimi,
  • Büro Yönetimi.

h) İcra Komitesi

Başkan haricindeki tüm İcra Komitesi üyeleri başkan yardımcısıdır. Bu üyeler arasından bir birinci başkan yardımcısı, bir ikinci başkan yardımcısı, bir sayman ile idari işlerden sorumlu başkan yardımcısı, başkan tarafından önerilir ve Yönetim Kurulu’nca onaylanır. İcra Komitesi, başkanın inisiyatifi ya da en az 3 üyesinin talebi üzerine çağrılarak yılda en az iki kez toplanır. Başkanın isteği hâlinde, komitenin toplantıları video veya telekonferans yöntemiyle de yapılabilir. Komite üyeleri, Yönetim Kurulu ve Genel Kurul kararlarının uygulanmasından birlikte ve müteselsilen sorumludurlar. Ayrıca komite içindeki görevleri gereği, bu sorumluluğu bireysel olarak da üstlenebilirler. İcra Komitesi’nin sorumlulukları şunlardır:

  • Avrupa kıtasında voleybolun imajını güçlendirmek için tanıtım kampanyaları önerisinde bulunmak; sponsorluk, pazarlama ve halkla ilişkiler faaliyetlerinde bulunmak,
  • Kitle iletişim araçları ve yayın araçları ile temaslar kurmak; ulusal federasyonlar ve yarışmalar hakkında bilgi sahibi olmak,
  • Müsabakaları denetlemek ve organizatörlerin kararlar ile yönetmeliklerde yer alan kurallara uygun davranmasını sağlamak,
  • Komisyonlar ile çalışma gruplarının faaliyetlerinin dengeli bir biçimde yerine getirilmesini sağlamak, görevlerini verimli ve zamanında yerine getirmeleri için gerekli önlemleri almak,
  • Bölgesel dernek programlarının yürütülmesini incelemek; ulusal federasyonlar ve bölgesel derneklere yardım sağlamak,
  • Kalkınma planlarının sorumluluğunu üstlenmek,
  • Bütün kıtasal etkinliklerin geliştirilmesine yönelik programlar düzenlemek,
  • Başkan ile koordineli olacak şekilde, saymanın teklifi üzerine, CEV içinde çalışan kişilerin maaşları, danışman ücretleri, komisyon, ikramiye ve ödül ödemelerini CEV düzenleyici çerçevesine bağlı kalarak onaylamak,
  • Saymanın herhangi bir kısıtlama olmaksızın görevini yerine getirebilmesi için gerekli mali araçları sağlamak,
  • CEV Ödülleri Komitesi olarak hareket etmek; kendi inisiyatifi veya ulusal federasyonlar ile CEV’in çeşitli organlarından gelen bir öneri üzerine, bir soruşturma çalışması eşliğinde kurul temsilcisinin sunumu sonrasında, yönetim kuruluna alanında değerli isimleri önermek.

2-) ORGANİZASYONLARI

a) Şampiyonlar Ligi

CEV’e üye olan ulusal federasyonların bünyesinde yer alan en üst düzey takımların katıldığı organizasyondur. 1960 yılında kurulan organizasyon, 2000 yılından itibaren “Şampiyonlar Ligi” adıyla düzenlenmektedir.

b) Avrupa Voleybol Şampiyonası

İlk kez 1948 yılında, erkeklerde Roma’da düzenlenen şampiyona, CEV’in kuruluşundan sonra 1975 yılından itibaren iki yılda bir yapılmaya başlanmıştır. 1989 yılından itibaren ise erkekler ve kadınlarda ayrı bir organizasyon olacak şekilde düzenlenmektedir.

Orhun AYHAN

Finansal Fair Play (FFP), Eylül 2009’da UEFA tarafından kabul edilerek 2011-2012 futbol sezonunda yürürlüğe girmiştir. FFP’nin amacı, kulüplerin kazandıklarından fazla harcama yapmalarını engellemek, borçlanabilecekleri miktarları sınırlandırmak ve kulüpleri mali disiplin çerçevesine sokmaktır.

FFP kurallarının başlıca amaçları arasında; lisans veren kurumlar ile kulüpler arasında iş birliğini teşvik etmek, Avrupa çapında finansal, sportif ve hukuki sürdürülebilirliği sağlamak, kulüpler ile taraftarları arasında sağlıklı bir ilişki kurmak, futbola erişilebilirliği artırmak ve kulüplerin mali açıdan sürdürülebilirliğini güçlendirmek sayılabilir.

Karaborsa Bilet Satışı ve Türkiye’deki Hukuki Düzenlemeler

Bilet satışı, futbol müsabakalarının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ancak son yıllarda futbol müsabakalarına olan yoğun ilgi, karaborsa bilet satışlarını yaygın hale getirmiştir. Türkiye’de de son aylarda büyük bir spor kulübünde yaşanan karaborsa bilet skandalı dikkat çekmiştir. Bu olayda, kulübün özel bir sistem aracılığıyla kombine dışı biletleri hızla tükenmiş gibi göstererek, bu biletlerin karaborsada değerinin çok üzerinde satıldığı iddia edilmiş ve yaklaşık 56 milyon Euro gibi bir gelir elde edildiği öne sürülmüştür. Karaborsa, yeraltı ekonomisinin bir parçası olarak piyasa değeri üzerinde gizli bir satış gerçekleştirme eylemi olarak tanımlanabilir.

04/07/2019 tarihli 7182 sayılı Yasa’nın 9. maddesiyle, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 15. maddesine yapılan ekleme sonucunda karaborsa bilet satışı yeniden suç olarak tanımlanmıştır.

Bu maddeye göre: “Spor müsabakaları için; ilgili federasyon, spor kulüpleri ve yetkili diğer kişiler tarafından uygun görülen yerler ve görevliler dışında bilet satışı yapanlar altı aydan bir yıla kadar hapis ve yüz günden iki bin güne kadar adli para cezası, değerinin üstünde bilet satışı yapanlar ise bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz elli günden beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.” Bu hükümle suçun niteliği, işlenme biçimleri ve cezası açıkça belirlenmiştir.

Türk hukukuna göre karaborsa bilet satışı suçu iki şekilde işlenebilir: (1) ilgili federasyon, spor kulübü veya yetkili diğer kişilerce belirlenen yer ve görevliler dışında bilet satışı yapılması; (2) biletlerin piyasa değerinin üstünde satılması.

Kulüp Lisans ve Finansal Sürdürülebilirlik Talimatı

Kulüp Lisans ve Finansal Sürdürülebilirlik Talimatının 73. maddesi, lisans adaylarının, ev sahibi oldukları müsabakalarda biletleme operasyonunu (planlama, basım, dağıtım vb.) yönetmek üzere bir bilet sorumlusu ataması gerektiğini belirtir. Ayrıca, lisans adayı; TFF’ye tescilli ulusal veya uluslararası kulüp müsabakalarına katılan futbol takımından tümüyle ve münferiden sorumlu tüzel kişilik olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda, kulüplerin kendi sahalarında oynayacakları maçlarda biletleme operasyonlarını yönetmek üzere bir görevli atamaları zorunludur.

UEFA Düzenlemeleri

UEFA’nın karaborsa bilet satışını engellemeye yönelik düzenlemeleri ve yaptırımları, kendi tüzükleri, kuralları ve ilgili yasal belgelerinde yer almaktadır. UEFA düzenlemelerine tabi olan kişi ve kuruluşlar, UEFA’nın tüzüklerine, düzenlemelerine, direktiflerine ve kararlarına saygı göstermekle ve etik davranış ile sportmenlik kurallarına uymakla yükümlüdür.

Bilet satışlarının kontrolü kulüplerin sorumluluğundadır. Bilet alan kişilerin kayıtlarının tutulması, karaborsa bilet satışının önlenmesi ve yetkili kurumlarla iş birliği yapılması bu yükümlülüğe dahildir. Ayrıca, deplasman taraftarlarına satılacak bilet fiyatlarının, ev sahibi takım taraftarlarına satılan benzer kategorilerdeki bilet fiyatlarıyla aynı olması karaborsayı önleyici tedbirlerden biridir.

UEFA Disiplin Talimatına göre, belirlenen kurallara aykırılık durumunda; uyarı, deplasman maçlarında bilet satış yasağı, 100 Euro’dan 10.000.000 Euro’ya kadar para cezası veya UEFA turnuvalarından men cezası gibi yaptırımlar uygulanabilir.

Turnuva Özel Kuralları ve Genel Şartlar

UEFA’nın düzenlediği turnuvalara özgü bilet satış kuralları bulunmaktadır. Özellikle UEFA Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Şampiyonası gibi büyük turnuvalarda, bilet satışının nasıl yapılacağı ve karaborsa satışların önlenmesi hakkında ayrıntılı düzenlemeler yer alır. Örneğin, turnuvalar için hazırlanan bilet genel şart ve koşulları, biletlerin devrine dair yasaklar ve ihlallerde uygulanacak yaptırımları içerir. Karaborsa bilet satışının tespiti durumunda, bu biletler iptal edilebilir ve sorumlular cezalandırılabilir.

Ulusal Yasalar ve Avrupa Hukuku

UEFA düzenlemeleri dışında, karaborsa bilet satışları birçok Avrupa ülkesinin ulusal yasalarına ve Avrupa Birliği (AB) hukukuna da aykırıdır. Avrupa’nın pek çok ülkesinde spor etkinlikleri için biletlerin karaborsada satılması yasa dışıdır. Örneğin:

  • Birleşik Krallık: Karaborsa bilet satışı, 1985 tarihli Spor Yasası (Sporting Events Act 1985) kapsamında yasaklanmış olup, ihlali durumunda para cezası veya hapis cezası uygulanabilir.
  • Fransa: Tüketici Hukuku (Code de la Consommation) kapsamında karaborsa bilet satışı yasaktır.
  • Almanya: Karaborsa bilet satışı, dolandırıcılık veya tüketici koruma yasaları kapsamında cezalandırılabilir.

Örneğin, İtalya Futbol Federasyonu (FIGC) Disiplin Kurulu, taraftar gruplarına usulsüz bilet satışları nedeniyle Serie A takımlarından Juventus ve başkanına ceza vermiştir.

Uluslararası İş Birliği ve Yerel Otoriteler

UEFA, büyük turnuvalar sırasında yerel otoritelerle işbirliği yaparak yasadışı bilet satışlarına karşı önlemler alır. Örneğin, EURO 2020 gibi büyük etkinliklerde, turnuva düzenlendiği ülkelerin emniyet güçleri ve hükümetleriyle işbirliği yaparak karaborsa faaliyetlerini izler ve cezalandırır.

CAS (Court of Arbitration for Sport – Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi) Kararları

UEFA’nın karaborsa bilet satışına karşı uyguladığı yaptırımlar, bireyler veya kulüpler tarafından CAS’a taşınabilir. CAS, UEFA’nın uyguladığı yaptırımların hukuka uygunluğunu ve orantılılığını denetler. CAS kararları, UEFA’nın karaborsa bilet satışına dair cezai uygulamalarını doğrudan etkileyebilir. Bu düzenlemeler, UEFA organizasyonlarında karaborsayı önlemek ve biletlerin adil bir şekilde dağıtılmasını sağlamak için güçlü bir hukuki temel oluşturur.

Esra Melis İSTİKBAL

Dünya basketbolunun zirve organizasyonu olarak kabul edilen Amerikan Ulusal Basketbol Ligi NBA, geçtiğimiz haftalarda bir bahis skandalıyla çalkalandı. Lig yönetimince; Toronto Raptors forması giyen Jontay Porter’ın performansıyla ilgili bahis faaliyetlerindeki (prop-betting) sıra dışı yoğunluk nedeniyle başlatılan soruşturma sonunda Porter’ın ligden ömür boyu menedildiği duyuruldu. Bu yazıda Porter’a verilen ceza değerlendirilmiştir.

 

Somut Olay: Porter’ın Bahis Skandalı

Sezon başında NBA Gelişim Ligi (G-League) takımlarından Raptors 905 formasıyla sergilediği performansla dikkat çekip NBA takımlarından Toronto Raptors tarafından çift yönlü kontrat almayı başaran Jontay Porter, 3 Ocak 2024 tarihinde Memphis Grizzlies karşısında ilk kez parkeye çıktı. 7 dakika sahada kalan Porter maçı 3 ribaundla tamamladı. 26 Ocak günü oynanan Los Angeles Clippers karşılaşmasında ise 4 dakika sahada kaldıktan sonra gözündeki rahatsızlık nedeniyle maçtan kendi isteğiyle çıkan Porter; 3 ribaund ve 1 asistle maçı tamamladı. Böylelikle o gece Porter adına açılan tüm alt bahisler kazanmış oldu. DraftKings isimli bahis platformunun kullanıcılarına sunduğu günlük raporda; Jontay Porter’ın performansına on binlerce dolar bahis yapıldığı, Porter’ın 3 sayılık atış istatistiği için açılan 0.5 alt (3 sayılık basket atamaz) bahsinin gecenin en popüler bahsi olduğu belirtildi. Oyuncunun aldığı sınırlı süreye ve takımındaki düşük rolüne karşın performansına bu denli yüksek bahis yapılması dikkat çekiciydi.

20 Mart tarihine gelindiğinde takımının Memphis Grizzlies ile yaptığı maçta Porter, 3 dakika sahada kaldıktan sonra rahatsızlığını öne sürerek maçı noktalamıştı. O gece de Porter’ın performansı üzerine on binlerce doları aşan bahis aktivitesi yaşandığı gözlendi. Hatta bir kullanıcı tarafından Porter adına açılan alt bahislere 80 Bin Dolar yatırılıp 1.1 Milyon Dolar kazanç sağlandığı tespit edilince, sistemin şüpheli işlem uyarısıyla kullanıcının ödemesi donduruldu. Bu aşamada bahis platformlarının yöneticileri konuyu NBA yönetimine bildirdi ve lig yönetimi tarafından oyuncu hakkında soruşturma başlatıldı.

Soruşturma sonucunda NBA yönetimi tarafından 17 Nisan 2024 tarihinde Jontay Porter’ın NBA’den ömür boyu menedildiği açıklandı. Açıklamada Porter’ın “bahis kazancı maksadıyla gizli bilgileri spor bahisçilerine ifşa etmek, bir veya daha fazla müsabakada kendi performansını sınırlamak ve NBA maçlarına bahis yapmak suretiyle lig kurallarını ihlal ettiğinin tespit edildiği” ifade edildi. Soruşturmanın halen açık tutulduğu ve NBA’in konuyla ilgili olarak federal savcılarla bilgi paylaşmakta olduğu da vurgulandı.

 

NBA’nin Yapısı ve NBA Toplu İş Sözleşmesi

Amerikan spor ligleri (NBA, NHL, MLS, MLB) organizasyon yapıları itibariyle dünyanın dört bir yanındaki liglere göre büyük farklılıklar taşımaktadır. Özellikle Avrupa’da lig organizasyonlarını yürüten federasyonların kamu tüzel kişiliği olarak değerlendirilmesi gerektiğine yönelik görüşler öne sürülebilmekte iken; Amerikan mahkemeleri NBA’i bir ortaklık, ortak girişim, müstakil varlık olarak değerlendirmektedir. Temelde takım sahiplerinin işveren; sporcu, antrenör ve sair profesyonellerin ise işçi konumunda bulunduğu bir işletme olarak NBA’i tanımlamak mümkündür. Bütün organizasyon yapısı bu anlayış üzerine kurulmuş olup; müsabaka kurallarından sporcu sözleşmelerinin format ve içeriğine, gelirlerin paylaşımından hukuki tedbirlere kadar, ligi ilgilendiren neredeyse tüm konular Toplu İş Sözleşmesi (Collective Bargaining Agreement – C.B.A.) adı verilen, şirket ana sözleşmesi niteliğindeki bir metinle düzenlenmektedir.

NBA Toplu İş Sözleşmesi; işveren konumundaki takım sahipleri ile oyuncular birliği arasında yapılan müzakereler neticesinde varılan uzlaşma ile kurulmakta, 7 yılda bir yenilenmektedir.  Müzakere aşamasında işçi tarafını teşkil eden oyuncuları; sendika işlevi gören Oyuncular Birliği (The National Basketball Players Association – NBPA) temsil etmektedir. Organizasyonun yönetim şemasının tepesinde ise Lig Komiseri (Comissioner) bulunmaktadır. Tüm organizasyon, işçi ve işveren taraflar arasındaki mutabakat metni ve alt normlarla regüle edilmektedir. Bu doğrultuda Amerikan yargı mekanizması da organizasyonun iç işleyişini Federal ve Eyalet yasalarından bağımsız tutup, yalnızca rekabet hukuku kapsamında denetim uygulamaktadır. Dolayısıyla Jontay Porter hakkındaki bahis iddialarına ilişkin süreç, NBA yönetimi tarafından Toplu İş Sözleşmesi (CBA) ve NBA Anayasası ve İç Tüzüğü (Constitution and By-Laws of The National Basketball Association) ile ortaya koyulan usul ve esaslar doğrultusunda ele alınmıştır.

NBA Toplu İş Sözleşmesi’nin Oyuncu Disiplinine Yönelik Anlaşmazlıklara İlişkin Tahkim Prosedürleri başlıklı 31. maddesinde: “Müsabaka sahası dışındaki davranışlarından dolayı bir sporcuya Lig Komiseri tarafından 50.000 $ ı aşan ve/veya 12 maçın üzerinde men cezası verilmesi halinde sporcunun karara karşı tahkim yoluna başvurabileceği belirtilmektedir. Tahkim hakeminin ise basketbol oyununun bütünlüğü veya halkın bu oyuna olan güveninin sürdürülmesi çerçevesinde lig komiserinin kararını ancak keyfi ve tutarsız bulması halinde bozabileceği” belirtilmektedir.

Öte yandan NBA Anayasası ve İç Tüzüğü’nün Suistimal (Misconduct) başlıklı 35/f maddesinde ise: “herhangi bir oyuncunun doğrudan ya da dolaylı olarak lig tarafından organize edilen bir müsabakaya bahis yapmakla suçlanması halinde öncelikle oyuncuya suçlamaları yanıtlama fırsatı verileceği ve verilecek cezanın lig komiserinin mutlak takdir yetkisi dahilinde olduğu, Lig Komiseri’nce; para cezası, uzaklaştırma hatta kalıcı olarak ihraç kararı verilebileceği ve söz konusu kararın nihai, bağlayıcı ve itiraz edilemez olduğu” belirtilmektedir.

 

Sonuç

Sporcuların bahis faaliyetlerine karışması halinde verilecek cezanın türü ve miktarı konusunda Lig Komiseri’ne geniş yetkiler verilmiş olup Jontay Porter en ağır biçimde cezalandırılmıştır. Kararın adil rekabet ortamını ve toplumun lige olan güvenini korumaya çalışmakla birlikte diğer sporcular açısından caydırıcı bir etki bırakmasının amaçlandığı da aşikardır.

Kuruluş ve varoluş felsefesi itibariyle NBA, basketbol sahasında kıran kırana rekabet eden unsurların iş birliğiyle yaratılan bir toplam değeri temsil etmektedir. Organizasyondaki tüm paydaşların hedefi ve görevi bu değeri korumak ve büyütmek suretiyle ortak kazancı maksimize etmektir. Ligin ortak çıkarları, sporcuların veya takımların özel hak ve menfaatlerinin üzerinde tutulmaktadır. Bu nedenle geçmişteki benzer örneklerde (Donald Sterling, OJ Mayo, Tyreke Evans) olduğu gibi Jontay Porter olayında da sporcunun kariyerini bitirme pahasına NBA markası korunmaya çalışılmıştır. Bugün milyarlarca dolarlık ekonomik hacmiyle dünyanın dört bir yanında yoğun ilgiyle takip edilen NBA, global spor ve iş çevrelerince en başarılı spor organizasyonu olarak kabul edilmekle birlikte, uzlaşı temelindeki yönetim ve adalet anlayışının uygulaması ve sonuçları açısından da her yönüyle örnek alınması gereken bir model ortaya koymaktadır.

Murat MEVLEVİOĞLU

 

 

KAYNAKÇA

(I) NBA Collective Bargaining Agreement (NBA Toplu İş Sözleşmesi)

(II) Constitution and By-Laws of The National Basketball Association (NBA Anayasası ve İç Tüzüğü)

(III) What is the NBA?, Nadelle Grossmann – Marquette Sports Law Review, Vol.25

(IV) Jontay Porter’s NBA Ban for Gambling Carries Legal Implications, Michael Mccann

(V) Six Questions About the Jontay Porter NBA Gambling Scandal, Seerat Sohi

(VI) In Latest Gambling Scandal, Some See Glimpse of Sports’ Future, Kevin Draper – Tania Ganguli

(VII) The NBA’s Betting Investigation Of Jontay Porter Is An Example Of The System Working, Jesse Silvertown

(VIII) Jontay Porter gambling investigation explained: NBA hands down lifetime ban after prop bet irregularities, Sam Quinn

(IX) Jontay Porter, Meet The Ghost Of Jack Molinas, Chris Deubert

(X) How DraftKings figured out NBA player Jontay Porter was betting on games, Weston Blasi

Uluslararası Futbol Federasyonları’na bağlı altı konfederasyon arasındaki en büyük ve sportif anlamda ekonomisi en güçlü konfederasyon olan UEFA ya da açılımıyla Union of European Football Associations, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği anlamına gelmektedir. Merkezi İsviçre Nyon’da bulunan UEFA, kendisine bağlı ülke federasyonlarından oluşan yarı federal bir spor kurumudur.

UEFA’nın futbol kulüplerinin uyması için oluşturduğu yönetmeliğe; Finansal Fair Play adı verilir. Bu yönetmeliğin oluşturulma amacı, profesyonel futbol kulüplerinin hızlıca başarı sağlamak için yaptıkları orantısız harcamaları engellemektir. Finansal Fair Play, hızla büyüyen spor hukukunun da önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Bilindiği üzere, kulüp yönetimleri başarılı olmak için çeşitli harcamalar yaparlar. Bu harcamalar özellikle futbol dünyası endüstrileştikten sonra önü alınamaz dereceye ulaşmış, kulüpler bir noktadan sonra gelirlerinden daha fazla harcama yapar hale gelmiştir. Bu harcamalarla birlikte hedeflenen başarılar da gelmeyince futbol kulüpleri varlıklarını tehdit edecek boyutta mali krizlere girmiştir.

Bu mali krizlerin yayılmasıyla birlikte UEFA, futbol kulüplerinin yaptığı orantısız harcamaların önüne geçmek için kulüplere, ‘’Finansal Fair Play’’ adı verilen bir kısıtlama getirmiştir. UEFA’nın 2014/2015 sezonunda getirilen yönetmelikle yürürlüğe koyduğu bu kısıtlama sonucunda, kulüpler sadece UEFA’nın belirlediği kriterlere göre harcama yapmaya başlamıştır.

 

Finansal Fair Play Kuralları Nelerdir?

Her kısıtlamada olduğu gibi Finansal Fair Play kısıtlamasında da çeşitli kurallar bulunmaktadır. Bu kuralların bazıları şunlardır:

-Finansal Fair Play kurallarına göre, kulüp başkanları ve yöneticileri kulüp için kendi ceplerinden harcama yapamaz. Böyle harcamalar yapılsa bile yapılan bu harcamalar kulüplerin geliri sayılamaz.

-Kulüpler gelirlerinden fazla borçlanamaz. Aksi takdirde bu şekilde borçlanan kulüplere UEFA tarafından transfer yasağı koyulur.

– Futbolculara yapılacak ücret, maaş ve prim ödemeleri futbol kulüpleri gelirlerinin yüzde yetmişini geçemez.

– Kulüpler hiçbir zaman denk bütçede eksiye düşemez, gelir ve giderler başa baş şekilde olmalıdır.

Tüm bu kriterlere kısa sürede uyulmasının ve başa baş noktasının denk bütçe ilkesiyle beraber uygulanmasının kulüpler için zor bir geçiş olduğunu bilen UEFA, Finansal Fair Play’e aşamalı bir geçiş imkanı sağlamıştır. Şöyle ki; ilk yıllarda çeşitli sapmalar göz ardı edilmiş ve ilk dört yılda kulüplerin bütçede 30 milyon Euro’ya kadar eksiye düşmesine izin verilmiştir.

 

Kulüplerin Finansal Fair Play Kurallarına Uymaması Durumunda Ne Olur?

UEFA; kulüplerin koyulan kurallara uymaması durumunda, kulüpleri çeşitli yaptırımlara tabi tutmuştur. En ağır yaptırım, UEFA’nın düzenlediği turnuvalara katılma yasağıdır. Diğer yaptırımlar ise para cezası, transfer yasağı gibi cezalardır.

 

Finansal Fair Play Uygulamasının Türkiye’deki Futbola Etkileri Nelerdir?

UEFA’nın transfer harcamaları ve futbolcu ödemeleri yüzünden Beşiktaş’ı Avrupa Kupaları’ndan men etmesi ve Türk kulüplerinin UEFA tarafından yeni finans kurallarına uyum sağlamak için transfer harcamalarını kısmasıyla beraber, Türk kulüpleri geç de olsa bu kurallara uymaya başlamıştır. Ancak günümüzde, bunca yaptırıma rağmen Türkiye’de çok az sayıda kulüp UEFA Finansal Fair Play kriterlerine uygun durumdadır.

 

COVİD-19 Pandemisinden Sonra Finansal Fair Play Üzerinde Yapılan Değişiklikler

COVİD-19 sonucu futbol kulüpleri çok ağır bir yara almış, pandemiyle beraber kulüplerin geliri neredeyse yarı yarıya azalmıştır. Özellikle seyirci yasaklarından sonra kulüpler mali anlamda çok büyük darbe almıştır.

Ortaya çıkan bu mali zorluklardan dolayı UEFA, kulüplerin mali yükümlülüğünü hafifletmek için Finansal Fair Play uygulamasını esnetmiştir. 2019/2020 sezonu özelinde Finansal Fair Play kısıtlaması -sadece bir sezonluk olmak üzere- kaldırılmıştır.

 

Yeni Düzenlemeyle Birlikte Finansal Fair Play

7 Nisan 2022 tarihinde UEFA genel kurulunda yapılan oylama sonucu Finansal Fair Play uygulamasında değişikliğe gidilmiştir. Yeni düzenlemeye göre kulüplerin 3 yıllık finansal sapma baremi 30 milyon Euro’dan 60 milyon Euro’ya çıkarılmış, ayrıca yeni düzenlemeye göre kulüplerin, maaş, transfer ve menajer ücretleri toplamındaki harcamaları gelirlerinin % 70’i ile sınırlandırılmıştır.

Bu yapılan yeni düzenleme, Haziran 2022’de yürürlüğe girecektir.

 

Sonuç

Kanaatimizce UEFA’nın kulüpleri denetlemek amacıyla oluşturduğu Finansal Fair Play uygulaması son derece yerinde bir uygulamadır. Ancak son yıllarda UEFA’nın yaptığı denetimlerde sıklıkla eşitsizliklere rastlanmaktadır. Bu yüzden uygulamanın amacına ulaşıp gerekli hukuksal düzenlemeleri yerine getirebilmesi için UEFA, kulüpleri denetlerken mümkün olduğunca adil ve eşit davranmalıdır. UEFA’nın kulüpler arası mutlak eşitliği sağlamasıyla beraber Finansal Fair Play uygulamasının daha iyi sonuç veren bir uygulamaya dönüşeceği şüphesizdir.

Alp Eray SÖKMEN

 

 

Kaynakça

‘’Financial Fair Play Regulations’’ 2022 Wikipedia

https://en.wikipedia.org/wiki/UEFA_Financial_Fair_Play_Regulations

UYAR, E. 2018 ‘’Finansal Fair Play Nedir’’, Ahi Hukuk Bürosu Web Sitesi

http://ahihukukburosu.com/haberler/spor-hukuku-kapsaminda-finansal-fair-play-nedir-uyulmasi-gereken-kurallar-nelerdir/

EKİNCİ, S. 2013 ‘Finansal Fair Play Türkiye Uygulamaları’’, Ulusal Tez Merkezi

https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=iPSZqkXQN4DfUJbX0EFAhg&no=JvxW7iLYQR2nKuNyNG4QeQ

2022, ‘’UEFA’dan FFP Düzenlemesi’’, TRT Spor Web Sitesi

https://www.trtspor.com.tr/haber/futbol/dunyadan-futbol/uefadan-ffp-duzenlemesi-253346.html

Ülkemizde ve dünyada spor müsabakalarında şiddetin giderek artması bir takım yasal tedbirlerin ve cezai yaptırımların ortaya çıkması sonucunu doğurmuş ve yasal düzenlemeler yapılmıştır.

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 18. maddesine göre seyirden yasaklama, kişinin müsabakaları ve antrenmanları izlemek amacıyla müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına girişinin yasaklanmasıdır. 62222 Sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeye göre spor alanları; spor müsabakalarının ya da antrenmanlarının gerçekleştirildiği alanlar, seyircilere ait seyir alanları, sporculara ait soyunma odaları ve bu kanunun uygulaması kapsamında spor yapmaya elverişli alanlardır.

Kanundaki tanım bu olmakla birlikte uygulamada birtakım karmaşalar da ortaya çıkmıştır. Örneğin bir futbol müsabakasındaki hareketlerinden dolayı hakkında seyirden yasaklama kararı verilen kişinin sadece taraftarı olduğu spor kulübünün müsabakaları için mi yoksa tüm spor müsabakaları için mi geçerli olduğu ya da taraftarı olduğu spor kulübünün diğer branşlarındaki müsabakaları da kapsayıp kapsamadığı gibi birtakım sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra konu başlığımızı kapsayan ve ilgili federasyon tarafından kulübe verilen seyircisiz oynama kararının seyirden men kararını etkileyip etkilemeyeceği de ortaya çıkan bir diğer soru işaretidir.

Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 22/f maddesinde yer alan Spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklanma kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün yurtiçinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın polis merkezi amirliğine veya jandarma karakol komutanlığına başvurur.” hükmü gereği men edilen kişinin taraftarı olduğu takımın her müsabakasında en yakın emniyet birimine giderek imza verme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Seyirden yasaklama kararının taraftarı olunan kulübün diğer spor branşlarında oynan müsabakaları da kapsaması kanunu çok geniş yorumlamak anlamına gelmek ve pratikte mümkün olmamakla birlikte burada bu konuya değinmeyerek tartışma konumuzu seyircisiz oynama kararının seyirden men kararı üzerindeki etkisi ile sınırlı tutacağız.

 

Seyircisiz Oynama Kararı Nedir?

Spor Disiplin Yönetmeliğinin 25/ı maddesine göre seyircisiz oynama kulüp veya takımın resmi müsabakalarının seyircisiz olarak oynanmasına karar verilmesidir. Bir ceza hükmünde olan karar aynı zamanda disiplin ihlalinin gerçekleştirildiği konusunda kuvvetli şüphelerin bulunduğu ve disiplin cezasının derhal uygulanmaması durumunda amaçlanan sonuçlara ulaşılamayacağının anlaşıldığı hallerde kesin bir ceza hükmü tesis edilene kadar verilebilen bir ihtiyati tedbir mahiyetindedir.

Futbol açısından değerlendirdiğimizde Futbol Disiplin Talimatı’nın 31. maddesinde seyircisiz oynama düzenlenmiş, kulübün aksi belirtilmediği sürece resmi müsabaka veya müsabakalarını ev sahibi olarak oynadığı mutat sahasında seyircisiz oynamaya mahkum edilmesi olarak verilen bir tür disiplin cezasıdır. Seyircisiz oynama kararını vermeye yetkili olan kurullar disiplin kurullarıdır.

Futbol Disiplin Talimatının 99. maddesine göre; “Seyircisiz oynanan müsabakalarda protokol tribününe, sadece TFF yöneticisi ve yetkilileri ile devlet protokolüne dahil kişiler, ev sahibi ve misafir kulüplerin en fazla 25’er kişi olmak kaydıyla eşgüdüm toplantısında TFF temsilcisine ibraz edilecekleri listelerde isimleri bulunan kişiler ve müsabaka kadrosuna giremeyen akredite ettirecekleri en fazla 5’er futbolcu ve TFF den izin almış kişiler girebilirler. Stadyuma giriş yasağı, hak mahrumiyeti veya müsabakadan men cezası alan veya idari tedbirli olan kişiler 25 kişilik listede yer alamazlar. Türkiye Spor Yazarları Derneği’nce akredite edilmiş basın mensupları Basın Tribünü’nde müsabakayı izleyebilirler”.

Emsal olacak bir olayda, sanığa 17.11.2012 tarihli tutanak ile spor müsabakalarını seyirden menedildiği tebliğ edilmiştir. Karar tebliğ edildikten sonra 29.11.2012 tarihinde Eskişehirspor-Polatlı maçı oynanmış ve sanık maçın oynandığı saatlerde en yakın karakola giderek imza vermemiştir. Yapılan yargılamada sanık savunmasında bahsi geçen Eskişehir-Polatlı maçında Eskişehirspor’un seyircisiz oynama cezasının bulunduğunu bu sebeple imza vermeye gitmediğini ileri sürmüş ise de mahkemece bu savunma değer bulmamış, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 05.04.2013 tarihli bir kararında, 6222 sayılı Kanunun 18/9 maddesi gereği sanık hakkında 25 gün adli para cezasının günlüğü 20,00.-TL’den sanığın 500,00.-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir.

Bu noktada değerlendirilmesi gereken, seyircisiz oynama yasağı verilmiş olmasına rağmen, sanığın seyirden yasaklama koruma tedbirine muhalefet etmiş sayılıp sayılmayacağıdır.

 

Seyirden Yasaklanma Kararının Hukuki Niteliği

Türk Ceza Kanunu’nun 53 ile 60. maddelerinde güvenlik tedbirleri düzenlenmiştir. Kanunilik ilkesinin bir gereği olarak güvenlik tedbirlerine de kanun ile yer verilebilir. Seyirden yasaklanma Türk Ceza Kapsamında olmayan fakat 6222 Sayılı Yasa kapsamında yer verilen bir güvenlik tedbiri olduğunu söylemek mümkündür.

Seyirden yasaklanma tedbirinin amacı, yasaklanan kişinin müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına girişinin önlenmesi, bir nevi kişinin fiziken orada bulunamamasıdır.

Güvenlik tedbirinde failin tehlikelilik halinin bulunup bulunmadığı her olay için ayrı ayrı değerlendirilmektedir1. Güvenlik tedbirinin verilmesindeki amaç kişiyi ıslah etmek bir yana aynı zamanda tehlikelilik halini ortadan kaldırmaktır. Bir diğer deyişle X kulübüne iki maç seyircisiz oynama cezası verilmiş iken seyirden yasaklanan kişinin tehlike yaratması ne derece mümkündür? Seyirden yasaklanma tedbirinin içeriği müsabaka ve antrenman alanlarına ve seyir alanlarına girişinin önlenmesi iken, hukuken ve fiziken zaten seyircinin alınmadığı bir müsabakada kişinin giderek imza vermesi pratikte ne gibi bir önleme, tehlikeyi bertaraf etme gibi bir sonuç doğurduğu tartışma konusudur.

Uygulamada, hakkında seyirden yasaklanma kararı verilen kişinin -kabul edilebilir bir mazereti olmadan- imza vermemeye gitmesi halinde adli işlemler başlatılarak ceza verilmesinin söz konusu olduğu görülmektedir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2019/33512 E.-2020/9179 K. sayılı kararında özetle; yerel mahkemece elektronik bilet zorunluluğu bulunduğundan sanığın müsabakaya gitme imkanının olmadığı, 6222 sayılı Kanunun 18/8 maddesinde yer alan imza zorunluluğuna tabi tutulmasının pratikte bir sonucunun olmadığından bahisle atılı suçun unsurları oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmiş, yüksek mahkeme kanun koyucu tarafından elektronik bilet uygulaması getirilmiş olsa da kişinin müsabakaya ya da seyir alanına bir şekilde girebileceğini, elektronik bilet uygulamasının Kanunun 18/8.maddesinde yer verilen tedbiri etkisiz ve sonuçsuz kılmayacağını belirterek bir nevi elektronik bilet uygulamasını kabul edilebilir bir mazeret olarak görmeyerek suçun oluştuğuna karar vermiştir.

Pratikte bir önlem sağlamasa da seyircisiz oynama cezası verilen ve zaten müsabaka alanına giremeyecek taraftarın imza vermemesi ihlal olarak sayıldığını görmekteyiz. Örneğin covid zamanı seyircisiz oynanan müsabakalarda dahi yasaklı kişilerin imza verip vermeyecekleri karmaşası yaşanmış ve birçok kişi imza vermek zorunda bırakılmıştır.

Pratikte hiçbir fayda sağlamayan bu durumda, kişinin güvenlik tedbirini ihlal ettiğini söylemek kanaatimce belirlilik ilkesine de aykırıdır. Kanunda yer verilen bu yaptırımın hangi hallerde geçerli olacağı veya hangi hallerin bu yaptırımı ortadan kaldıracağı hallerine de yer verilmesi yani bir nevi açıklık ve keyfi yoruma yer verilmemesi gerekmekte idi. Kanundaki bu belirsizliğin bilerek mi yaratıldığı yoksa bir gözden kaçma mı olduğunu kestirmek zor. Kanun koyucunun buradaki amacı seyirden yasaklanma kararı verilen kişinin müsabaka başında ve bir saat sonrasında olmak üzere imza vermeye gitmemesinin –kabul edilebilir mazeret olmaksızın- güvenlik tedbirine uymama olarak kabul edildiği düşünüldüğünde ise güvenlik tedbirinin seyircisiz oynama kararı verilen müsabakalar yönünden ne derece etkili olduğu sorusunu, kişilerin bu konuda karmaşa yaşaması ve dahası hangi eyleminin ya da eylemsizliğinin ihlal sayılacağını bilememesi sonucunu ortaya koymakla belirlilik ilkesine de ters düşmektedir.

Av. Esra Melis İSTİKBAL, LL.M.

Profesyonel-Amatör Spor Kavramları

Spor faaliyetleri arasında ciddi bir izleyici ve taraftar kitlesine sahip olan futbol alanında faaliyet gösteren futbolcular, profesyonel ve amatör olmak üzere iki kategori altında hukuken incelenebilmektedir. Bu kapsamda, 26/04/2022 tarihli ve 31821 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu (“Spor Kulüpleri Kanunu”) m. 23/1 uyarınca, profesyonel futbolcu tanımında yer alan “profesyonel faaliyet” şu şekilde tanımlanmaktadır:

“Spor federasyonunun üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar tarafından profesyonel olarak kabul edilen ve mevzuata göre profesyonel faaliyette bulunulmasına izin verilen spor dallarında, bir spor kulübü veya spor anonim şirketine sözleşme ilişkisi ile bağlı biçimde profesyonel olarak spor faaliyetinde bulunulabilir. Bu şekilde müsabakalara katılan sporcu için spor faaliyeti onun esas mesleği kabul edilir.”

Söz konusu tanım esas alınarak amatör futbolcu tanımında yer alan “amatör faaliyet” ibaresinin ise spor faaliyetine katılmakla birlikte zorunlu giderler haricinde herhangi bir ücret almaksızın yapılan faaliyeti ifade ettiğini söylemek mümkündür. Profesyonel ile amatör futbol faaliyetleri arasındaki en temel farkın “ücret” mefhumu olduğu açık olmakla birlikte, bir diğer önemli fark ise sosyal güvenlik boyutunda kendisini göstermektedir.

Spor Faaliyetlerinin İş Kanunu Karşısında Durumu

Mevzuat gereğince işçi ile işveren arasındaki akdi ilişkinin şartlarının düzenlenmesi amacıyla yürürlükte olan temel kanuni düzenleme, 4857 sayılı İş Kanunu’dur. İş Kanunu m. 1 uyarınca, söz konusu kanunun, yine aynı kanunun 4. maddesinde yer alan istisnalar dışında kalan tüm işyerlerine, işverenlere ve işçilere uygulanacağı kabul edilmektedir.

Bahsi geçen 4. maddenin 1. fıkrasının g bendi uyarınca, sporcular hakkında İş Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça ifade edilmektedir. Bu kapsamda, sporcuların tabi olduğu akdi ilişkinin tür olarak bir iş sözleşmesi ilişkisi olduğundan söz etmek mümkün değildir. Buna karşılık, spor faaliyetini, profesyonel spor faaliyeti tanımına uygun olarak bir spor kulübüne bağlı ve profesyonel şartları sağlar biçimde meslek olarak yapan sporcular ile spor kulüpleri arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.

Nitekim, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (“SGK”) 2013/11 sayılı Genelgesi uyarınca profesyonel sporcular bakımından “… bu kişiler kulüplerinin (yani işverenin) gösterdiği yerlerde tespit edilmiş çalışma saatlerine tabi olarak ve işveren veya vekilinin emir ve talimatı altında antrenman ve müsabakalar yaptıklarına, mukabilinde önceden yapılmış anlaşma ile tespit edilmiş ücretleri aldıklarına göre, anılan kimselerin işverenle hukuki ilişkileri bir hizmet akdine dayanmaktadır.” denilmekle, bu kişilerin hizmet akdine bağlı çalıştığı ve nihayet, profesyonel sporcular ile spor kulüpleri arasındaki ilişkinin bir iş ilişkisi olduğu ifade edilmektedir. Buna karşılık, amir düzenleme olan İş Kanunu m. 4 uyarınca profesyonel sporcuların, İş Kanunu’nda düzenlenen kıdem ve ihbar tazminatı gibi hükümlerden istifade edemeyeceği açıktır.

Sosyal Güvenlik Hakkı ve Profesyonel Futbolcular

Sosyal Güvenlik Hakkı Anayasa m. 60’ta şu şekilde düzenlenmektedir: “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” Görüleceği üzere, sosyal güvenlik hakkının Anayasa’da “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” bölümünde düzenlendiği, sosyal güvenlik hakkının vatandaşlık veyahut meslek kolları bakımından ayrım yapılmaksızın tanındığı ve devlete bu hakkın tesisi ve korunması bakımından proaktif bir tutum sergileme yönünde ödev verildiği açıktır. Bu bağlamda, sosyal güvenlik hakkının “herkes” bakımından tanınması ve gözetilmesi gereken bir hak olduğunu söylemek mümkündür.

Anayasa’nın bahsi geçen düzenlemesi uyarınca, sosyal güvenlik kavramı, bizzat Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından şu şekilde tanımlanmıştır: “Sosyal güvenlik, insanların gelirlerine bakılmaksızın toplum huzurunu ve refahını bozan sosyal tehlikelerin verdiği zararlardan “insan hakkı” ve esas itibariyle de “devlet görevi” olarak primli ya da primsiz sistemlerin kullanılması, kişilerin sosyal tehlikelerin zararlarından kurtarılma güvencesidir.”

Anayasal düzenleme doğrultusunda 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (“5510 sk.”), “…sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usul ve esasları düzenlemek…” amacıyla düzenlenmiş ve halihazırda yürürlüktedir.

Bahsi geçen 5510 sk.’nin amatör sporculara ilişkin, “Sigortalı sayılmayanlar” başlıklı 6/1-m maddesi şu şekildedir: “Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Futbol Federasyonu, bağımsız spor federasyonları tarafından yapılan her türlü gençlik ve spor faaliyetleri ile bu faaliyetlerle ilgili kamp, eğitim ve hazırlık çalışmalarında süreklilik arz etmeyecek şekilde görevlendirilenler…” İlgili düzenleme uyarınca, yukarıda tanımı verilmiş amatör sporcuların sosyal güvenlik haklarından faydalanamayacağı açıkça ifade edilmektedir.

Buna karşılık, yine 5510 sk.’nin 4/1-a maddesi ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu m. 46/2 bağlamında, profesyonel sporcuların ve dolayısıyla profesyonel futbolcuların sosyal güvenlik haklarından istifade edeceği ve sigortalı sayılacağı görülmektedir. Bu doğrultuda, 5510 sk.’nin işveren ve işçiler bakımından getirmiş olduğu, işçinin işe giriş ile çıkışlarının SGK’ye bildirilmesi ve benzeri tüm hak ve sorumlulukların, profesyonel sporcular ve özelde profesyonel futbolcular bakımından geçerli olduğu kabul edilmektedir.

Türkiye Futbol Federasyonu Talimatı ve Profesyonel Futbolcuların Sosyal Güvenlik Hakları

Spor Kulüpleri Kanunu m. 2/1-n uyarınca bir spor federasyonu olan Türkiye Futbol Federasyonu (“TFF”) tarafından “…profesyonel futbolcuların transferlerini, çalışma şartlarını ve kulüpler ile profesyonel futbolcuların hak ve yükümlülüklerini belirleme…” amacıyla düzenlenmiş Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı (“Talimat”) “Futbolcunun Fesih Hakkı” başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında değişiklik yapılmadan evvel ilgili madde metni şu şekildedir:

“Kulübün, futbolcunun ücretlerini ödememesi ve/veya futbolcunun sosyal güvenlik haklarını ihlal etmesi halinde, futbolcu sözleşmesini feshetmek arzusunda ise, kulübüne ve bilgi için TFF’ye noterden keşide edeceği bir ihtarname ile ücretinin 30 gün içerisinde ödenmesini ve/veya sosyal güvenlik haklarının da aynı süre içerisinde yerine getirilmesini bildirmek zorundadır.
Kulüp, söz konusu mehile rağmen ücretini ödemediği ve/veya sosyal güvenlik haklarını yerine getirmediği takdirde, futbolcu mehilin sona ermesinden itibaren ancak 7 gün içinde sözleşmesini feshedebilir”

Değişiklik yapılmadan evvel ilgili düzenleme uyarınca, spor kulübü tarafından profesyonel futbolcunun, sigorta girişinin SGK’ye bildirilmemesi, maaşının olması gerekenden düşük bildirilmesi ve benzeri şekillerde sosyal güvenlik haklarının ihlal edilmesi durumu, futbolcunun sözleşmesinin haklı feshi nedeni olarak düzenlenmiştir.

TFF tarafından Talimatta yapılan değişiklik ile, Talimat m. 28/1 düzenlemesinden, spor kulüpleri tarafından profesyonel futbolcunun sosyal güvenlik haklarının ihlal edilmesi ihtimali çıkarılmış ve bu yolla, spor kulübü tarafından profesyonel futbolcunun sosyal güvenlik haklarının bir şekilde ihlali durumu, sporcu bakımından spor kulübü ile arasında olan sözleşmeyi haklı nedenle fesih imkanı olmaktan çıkarılmıştır.

Legum Sports Tarafından TFF’ye Yapılan Başvuru ve Değerlendirme

TFF Talimatında yapılan değişiklik sonrasında pratikte spor kulüpleri tarafından profesyonel futbolcuların sigorta girişlerinin yapılmadığı, sigorta primine esas kazançlarının eksik bildirildiği ve bu yolla, Talimat değişikliği gerekçe gösterilerek profesyonel futbolcuların sosyal güvenlik haklarının ihlal edildiği gözlemlenmiştir. Bu hususta Legum Sports tarafından TFF Hukuk Müşavirliği’ne 18/11/2022 tarihinde, 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu doğrultusunda yazılı bilgi edinme başvurusu yapılmış ve bizzat TFF tarafından yapılmış değişikliğin somut neticeleri hakkında bilgi alınmak istenmiştir.

Yapılan başvuruda, ilgili düzenlemenin bir talimat değişikliği olmakla yeni bir “talimat” niteliğinde olduğu; talimatların normlar hiyerarşisi içerisinde en alt düzeyde yer almakla, kendisi üzerinde bulunan kanun, yönetmelik ve genelgeler başta olmak üzere tüm üst normlara uygun olmak zorunda olduğu; yapılan değişiklik ile yalnızca Talimat m. 28/1 hükmünün değiştirildiği ve fakat halihazırda yürürlükte olan ve değiştirilmemiş Talimat m. 28/2 uyarınca profesyonel futbolcu sözleşmesinde sigortalılığa ilişkin bir düzenleme olması durumunda söz konusu maddenin bir haklı fesih nedeni kabul edilip edilemeyeceği hususları sorulmuştur.

TFF tarafından Legum Sports’a verilmiş 16/12/2022 tarih ve 2022/27-20080 sayılı yanıt ile, söz konusu Talimat değişikliğinin herhangi bir şekilde Anayasal veyahut başkaca bir düzenleme ile çelişki içerisinde olmadığı, TFF tarafından yapılan tüm düzenlemelerin kendisinden üst normlar ile uyumlu ve hakkaniyetli olduğu belirtilmiştir.

TFF tarafından verilmiş yanıtı siz değerli okurlarımızla paylaşmak istemekteyiz: Legum Sports TFF Bilgi Edinme Başvuru Yanıtı

İşbu yazının önceki bölümlerinde ifade edildiği üzere, sosyal güvenlik hakkı, Anayasal bir hak olmakla, “herkes” bakımından geçerli, uygulanabilir ve talep edilebilir bir haktır. Bu doğrultuda, özellikle profesyonel sporcular ve dolayısıyla profesyonel futbolcular bakımından sosyal güvenlik haklarının uygulanabilirliği, gerek Spor Kulüpleri Kanunu, gerek 5510 sk., gerekse SGK tarafından tanzim edilmiş Genelge ile düzenlenmiştir. Buna karşılık, normlar hiyerarşisinde en aşağıda bulunan talimat hükmünde bulunan TFF Talimatında TFF tarafından yapılmış değişiklik ile, profesyonel futbolcuların sosyal güvenlik haklarının bizzat spor kulüplerince ihlal edilmesinin futbolcu sözleşmesinin futbolcu tarafından haklı nedenle feshedilmesini engeller nitelikteki değişiklik, kendisinden üstte bulunan kanunlar ve genelgeyle aksi yönde olduğundan, bu değişikliğin ve güncel değişikliğin hukuka aykırı olduğundan söz etmek kanaatimizce mümkündür.

Bu doğrultuda, Talimat m. 28/2 düzenlemesinin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Düzenleme şu şekildedir: “Kulüp sözleşmeden kaynaklanan diğer edimlerini yerine getirmemesi halinde, futbolcu sözleşmesini feshetmek arzusunda ise, kulübe noterden keşide edeceği bir ihtarname ile söz konusu ihlalin 30 günden az olmamak kaydıyla uygun bir süre içerisinde ortadan kaldırılmasını veya edimlerini yerine getirmesini bildirmek zorundadır. Kulüp, söz konusu mehile rağmen edimlerini yerine getirmez ve ihlalin ortadan kaldırılmasını sağlamaz ise futbolcu mehilin sona ermesinden itibaren ancak 7 gün içinde sözleşmesini feshedebilir.”

Bahsi geçen düzenleme kapsamında akla şu ihtimal gelmektedir: profesyonel futbolcu sözleşmesinin içeriğinde sigortalılığa ilişkin bir düzenleme olması durumunda, bu yükümlülüğün sözleşmenin diğer tarafı olan spor kulübü tarafından ihlal edilmesi durumunda futbolcunun haklı nedenle fesih hakkı gündeme gelecek ve fakat bu şekilde bir hükmün sözleşmede bulunmaması durumunda futbolcunun Anayasa, kanun ve genelgelerden doğan bu hakkının ihlali, futbolcu bakımından fesih nedeni sayılmayacak mıdır? Legum Sports adına tarafımızca yapılan başvuruda değinilen bu son hususa TFF tarafından herhangi bir şekilde yanıt verilmemiş, bu durum ne yazık ki karanlıkta bırakılmıştır.

TFF tarafından verilmiş yanıtta aynı zamanda TFF talimatları ve düzenlemeleri ile bunlara ilişkin uygulamalara ilişkin Tahkim Kurulu nezdinde itirazda bulunulabileceği; söz konusu değişikliğe ilişkin Tahkim Kurulu nezdinde itirazda bulunulduğu ve bu itirazın reddedildiği belirtilmiştir.

Sonuç itibariyle, profesyonel futbol faaliyetinin profesyonel futbolcu bedeninde meydana getirebileceği tahribat, Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca sosyal devlet olmanın gereklilikleri ve açık normatif düzenlemeler karşısında, tarafımızca hukuka aykırı olduğu değerlendirilen bu Talimat değişikliğinin TFF tarafından tekrardan ele alınması ve hukukçular ve uygulayıcılar bakımından tartışmalı hususların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bahsi geçen düzenlemenin üst normlar ile uyumlu hale getirilmesi ve belki de en doğrusu, değişiklikten önceki haline getirilmesi tarafımızca önerilmektedir. Düzenlemenin bu haliyle bırakılması, profesyonel futbolcuların sosyal güvenlik haklarının ihlaline açık kapı bırakmaktadır. Talimatta değişiklik yapılmaması veyahut bu değişikliğin TFF tarafından açıklanmaması, profesyonel futbolun desteklenmesi ve spor ile sporcunun korunması bakımından ciddi tehlikeler barındırmakta ve halihazırda kayda değer mağduriyetler yaratmaktadır.

Av. Adar UÇAR

Kurucu Ortak

2014 yılında iki ülke arasında başlamış olan kriz, Şubat 2022 tarihinde Rusya’nın Ukrayna sınırlarına girmesi neticesinde savaşa dönmüştür. Ancak savaş sadece askeri derecede kalmamış, sportif anlamda da Rus takımları ile uluslararası organizasyonlarda birtakım yaptırımların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Bu yazıda Rusya-Ukrayna savaşının spor üzerindeki etkisi, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi’nde görülen bir dava ile birlikte incelenmiştir.

Uluslararası Federasyonların Tepkisi ve Verdikleri Kararlar

Savaşa karşı birçok uluslararası kuruluş ateşkes çağrısı yapmış, sportif alanda Uluslararası Olimpiyat Komitesi (“IOC”) 25 Şubat 2022 tarihli açıklaması ile; “tüm Uluslararası Spor Federasyonlarına Rusya veya Belarus’ta yapmayı planladıkları organizasyonların yerini değiştirmeleri veya organizasyonları ertelemeleri, Rusya ve Velarus hükümetlerinin, IOC’nin ateşkes çağrısına uymasını ve sporcuların güvenliğinin öncelik olduğu, uluslararası organizasyonlarda Rusya veya Belarus bayraklarının yer almayacağı ya da milli marşlarının çalınmayacağı” gibi kararlar alınmıştır. Aynı tarihte UEFA, Şampiyonlar Ligi finalinin St. Petersburg’dan Paris’e alındığını, bir sonraki bilgilendirmeye kadar Rusya veya Ukrayna’da herhangi bir UEFA müsabakası oynanmayacağını, gelişmeleri takip ederek yeni kararlar alınabileceğini duyurmuştur. Bunun üzerine birçok UEFA’ya üye olan federasyonlar Rusya takımlarına karşı oynamayacaklarını açıklamışlardır.

28 Şubat 2022 tarihinde IOC Uluslararası Spor Federasyonları’na yapacakları organizasyonlara Rus ve Belarus sporcularını ve resmi görevlilerini davet etmemelerini, bunun mümkün olmaması durumunda ise Rus veya Belarus sporcularını ülkeleri adına değil, tarafsız atlet ya da tarafsız takım olarak davet edilmelerini önermiştir. Yine bu tarihte UEFA, bir sonraki bildirime kadar, Rus takımlarının UEFA organizasyonlarında yer almasını askıya almış (The Suspention Decision) ve 2022/10 numaralı genelge ile üye federasyonlara duyurmuştur.

8 Mart 2022 tarihinde ise 37 ülkenin Spor Bakanlığı Rus ve Belarus takımlarının diğer ülkelerdeki spor müsabakalarından yasaklanmaları konusunda ortak açıklamaya imza atmışlardır. UEFA’nın 2 Mayıs 2022 tarihli nihai kararı ile Rus takımlarının 2022/23 sezonunda UEFA turnuvalarında yer almamasına karar verilmiştir.

Rus Takımlarının CAS’a Başvurusu

UEFA’nın Rus takımlarını organizasyonlarından çıkarmasının ardından 12 Mayıs 2022 tarihinde Rus takımlarından FC Zenit, FC Sochi, CSKA Moskova, Dinamo Moskova, Spartak Moskova UEFA’ya karşı CAS’a başvuru yapmışlardır. Daha sonra başvuruculardan Spartak Moskova başvurusunu geri çekmiştir.

Başvurucu takımlar iki ülke arasındaki durumu “Ukrayna’da özel operasyon” (kararda yer verildiği haliyle “special operation in Ukraine”) olarak adlandırırken davanın karşı tarafı olan UEFA ise bu duruma “Rusya’nın Ukrayna’yı istilası” (kararda yer verildiği haliyle “Russia’s invasion of Ukraine”) olarak karşılık vermiştir. Bu durum tarafların bakış açısını özetlemektedir.

Başvurucu olan Rus takımları UEFA’nın bu kararının amacının Rusya’ya “politik mesaj” göndermek olduğunu, kendi tanınırlık ve haysiyetlerini korumak adına olmadığını, UEFA’nın iyi niyetli olmadığını, Rusya’yı eleme niyetinde olduğunu, nihai kararın açıklanma tarihini dikkate alarak Nisan ayında açıklanan listede Rusya yer almakta iken 2 Mayıs tarihli nihai kararda yasaklanmasının çelişki yarattığını, Rusya’nın müsabaka dışı bırakılmasına rağmen Ukrayna ve Belarus’un bırakılmadığını, UEFA’nın güvenlik ve bölgesel kaygılarının Ukrayna ve Belarus açısından uygulanmadığını, UEFA’nın politik olarak tarafsız olmakla yükümlü olduğunu, IOC’nın politik duruşundan etkilendiğini, Rus takımlarını davet etmemek veya katılmasına izin vermemek için her şeyi yaptığını, UEFA’nın tutumunun ayrımcı ve yasaklanmış olduğu, çeşitli kısıtlamalara ilişkin iddiaların kanıtlanmamış olduğu (örneğin Moskova-İstanbul arasındaki sivil uçuşların yasaklanmadığı), UEFA’nın Avrupa futbolunu, fair-play, barış ve anlayışıyla, politik ayrımcılıktan, cinsiyet, ırk, din veya diğer nedenlerden ayrıştırarak yükseltmek amacında olduğunu, ancak bu yaptırımın sadece Rusya’ya uygulanmasının anlaşılmaz olduğunu, başvurucu kulüplerden hiçbirinin Rus hükümetinin askeri hareketini destekler nitelikte açıklamada bulunmadığını, UEFA’nın kararının kendi kodlarına aykırılık taşıdığını, aynı zamanda İsviçre Kanunlarına da aykırı olduğunu, ayrımcı hareketlerin başvurucuların kişilik haklarını ihlal ettiğini, böyle bir idari karar yerine alternatif kararlar verilebileceğini veya disiplin cezalarının yeterli olabileceğini, ileri sürmüştür.

(Burada bir parantez açmak gerekir ki, 2002’de İsrail-Filistin krizinde UEFA İsrail’deki tüm maçları askıya almış, 2006 ‘da tüm maçları İsrail dışına almış, yasağı kaldırdığında ise müsabakaları sadece Tel Aviv’de oynanmasına izin vermişti. Yine 2014 yılında baş gösteren Gazze-İsrail gerginliğinde UEFA yine tüm müsabakaları durdurmuş, İsrail takımlarına başka yerde oynanmasını teklif etmişti.

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı kendi topraklarına katması sonucu Rusya ve Ukrayna arasında çıkan gerginlik neticesinde de ise bu iki ülke takımlarının birbiri ile oynamamasına karar vermişti.)

Buna karşılık olarak UEFA cevabında, askıya alma ve temyiz edilen kararın, UEFA müsabakalarının değerini, objektifliğini,  onurunu ve bilinirliğini korumak için verildiğini, küresel tepkinin güçlü olduğunu (Avrupa’da Rus diplomatlara saldırı gibi), kamuoyu tepkisinin müsabaka güvenliğini tehdit ettiğini, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun derhal tepki verdiğini, uluslararası spor kuruluşlarının önlem almaya zorlandığını, Rusya Judo Federasyonu ve Rus Biatlon Birliğinin kendi kararlarıyla güvenlik ve protesto nedenleriyle takımları müsabakadan çektiklerini, maçların tarafsız bölgede oynansa dahi ilgililerin güvenliğinin sağlanmasından endişe duyulduğu, askıya alma kararının devam ettiğini, Rusya’yı turnuvalar dışında bırakılmasının ilanına gerek duyulmadığını zaten 28 Şubat 2022 tarihli karar ile Rusya’nın turnuva dışına atılmış olduğunu, eşit davranma ilkesine aykırı davranılmadığını, verilen kararların gerekli olduğunu, politik sebeplerden alınmadığını, Rus takımlarının askeri çatışma sebebiyle alınmadığını, politik veya milli bir sebebin olmadığını, kararın UEFA Statüsünün 2.maddesine dayandığını, başvurucuların 28 Şubat 2022 tarihli askıya alma kararına itiraz etmediklerini ileri sürmüştür.

Yargılama Süreci

CAS önüne gelen davada, Rusya Futbol Federasyonunun, UEFA’nın askıya alma kararına karşı (CAS 2022/A/8709) yaptığı başvurunun karara çıkmamış olması nedeniyle, başvuran kulüplerin bu karardan etkilendikleri konusuna katılmıştır. İkinci olarak da katsayı sisteminin turnuvalara katılacak takım sayısında belirleyici olacağını göz önüne almıştır.

Mahkeme yargılama sırasında şu dört soru üzerinde durmuştur:

1.Başvurucuların dava açma hakkı var mı?

2.Heyete göre temyiz edilen kararın niteliği nedir?

3.UEFA İcra Kurulunun bu kararı verme yetkisi var mıydı?

4.Varsa, verilen karar yetkinin amaca aykırı kullanılması mıdır?

UEFA Yönetmeliğinin 62.2 maddesinde yalnızca karardan doğrudan etkilenen tarafların CAS’ta temyize gidebileceğine yer verilmiştir. Hakem heyeti de kulüplerin karardan hukuken etkilenmeleri neticesinde kararı CAS’a taşıyabilme hakları olduğuna karar vermiştir.

UEFA gibi uluslararası federasyon/federasyon birliklerinin kararları idari karar ve disiplin kararı olmak üzere karakterize edilebilir. Söz konusu davada ise bir disiplin kararından söz etmek mümkün değildir. Zira başvuran tarafların UEFA düzenlemelerini ihlal ettiklerine dair bir delil ya da iddia da yoktur. Öte yandan karar UEFA İcra Komitesi tarafından alınmış olup, disiplin cezalarında hukuk kurullarının karar verici olduğunu unutmamak gerekir. Heyet de verilen kararı idari bir karar olarak nitelendirmiştir.

UEFA İcra Komitesinin verdiği kararın hukukiliği de tartışma konusudur. Zira UEFA Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi yönetmeliklerine göre; mücbir sebep hallerinde UEFA Emergency Panel tarafından veya zaman kısıtlaması nedeniyle mümkün olmaması halinde UEFA Başkanı veya Genel Sekreteri tarafından karar verilir ve bu kararlar kesindir. Yine yönetmeliğe göre İcra Kurulu, yönetmelikte yer almayan tüm hususlarda karar vermeye yetkilidir. Heyet de İcra Komitesini temyize konu kararı vermeye yetkili kabul etmiştir.

Tartışılan son konu ise kararın UEFA yönetmeliği veya İsviçre Kanunlarını ihlal edip etmediğidir. UEFA’nın Avrupa futbolunun yönetici pozisyonunda ve hakim olması başvurucular tarafından ileri sürülmüş ise de rekabet hukuku açısından herhangi talep ve UEFA’nın bu hakim durumu kötüye kullandığına dair bir itiraz da ileri sürmemiştir. Dolayısıyla bu açıdan başvurucuların iddiaları reddedilmiştir.

Bu noktada heyet, başvurucuların eşit davranılmadığı itirazlarını da ele almıştır. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı askeri harekat neticesinde Rusya’ya küresel çapta beklenenin çok üzerinde tepki gösterilmiş olması, Belarus’un böyle bir tepki ile karşılaşmadığından maçların tarafsız yerde oynanması gibi önlemler alınmasının mümkün olması ve dava konusu olan kararın İcra Komitesi tarafından verilen askıya alma kararının bir neticesi olması ve başvuranların lojistik sorunlarla ilgili iddiaları destekler herhangi bir delil ileri sürmemiş olmaları neticesinde eşit davranılmadığı yönündeki tüm iddiaları da reddetmiştir.

UEFA, Olimpiyat Hareketi’nin bir üyesidir ve kendi yönetmeliği gereği politik olarak tarafsız olmalıdır. Bu anlamda Rusya’ya uygulanan bu idari karar ile politik olmama ilkesi ihlal edilmiş midir sorusu esasında akla gelen ilk sorudur. Yukarıda da bahsedildiği üzere, daha önce de ülkeler arasında yaşanan siyasi-askeri krizler neticesinde takımlarla istişare ederek müsabakaları tarafsız bölgede oynatan veya maçları sadece tek bir yerde oynatma gibi çözümler üreten UEFA’nın Rusya’yı turnuvalarında liste dışı bırakması ve katsayıların düşürülmesi ile Rus takımlarının turnuvalara katılmasının önüne geçilmesi ister istemez akla Rusya’ya uygulanan özel bir yaptırım olup olmadığını düşündürmüştür.

Başvurucular da UEFA’nın vermiş olduğu kararının sebeplerinin üye federasyonların tepkisi, Avrupa hükümetlerinin verdiği büyük tepkiler ve toplumsal tepkilerin bir sonucu olduğunu, ayrıca UEFA’nın IOC’nin politik duruşunun etkisinde kaldığını da iddia etmiştir. UEFA ise buna cevap olarak kararın politik olarak alınmadığını, askeri çatışma neticesinde bütünlük ve güvenlik gibi sebeplerle alındığını belirtmiştir.

Olimpizm’in Temel İlkelerinin 5. maddesine göre; “…Olimpiyat Hareket içindeki spor kuruluşlarının belli haklara, yükümlülüklere ve özerkliğe sahip olması gerekmektedir. Bu hak ve yükümlülükler ile spor kurallarının özgür bir şekilde kurulması ve kontrolü, kuruluşlarının yapısı, yönetimi, bağımsız şekilde seçim yapması gibi özerklik sağlamaktadır. İlkenin 6. maddesine göre ise din, ırk, siyaset gibi nedenler Olimpiyat Hareketine aykırıdır.

Avrupa futbolunu yükseltmek, yönetmek adına görevlerini yerine getirirken politik, dinsel, cinsiyete, ırka ya da başka bir sebebe dayalı olarak herhangi bir ayrımcılık yapmamak özellikle politik ve dini açıdan tarafsız kalmak UEFA’nın temel prensiplerinden olup, ayrıca yönetmelikte de yer verilmesi bağlayıcılık kazandırır.

Mahkemenin bu davada atıf yaptığı, CAS 2019/A/6500 ve 6580 nolu davalarında politik olarak tarafsızlık; spor organizasyonlarında politik müdahalelerin olmaması, sporcuların herhangi bir politik müdahale olmadan sporu yapabilmeleri olarak tanımlanmıştır. Buna örnek olarak da İranlı bir sporcunun İsrailli bir sporcuya karşı yarışa girmemesinin İran hükümeti tarafından sporcuya dikte edilmesi ve sporcunun ailesinin tehdit edilmesi gibi doğrudan politik müdahale gösterilmiştir. Burada bahsedilen politik müdahale dışarıdan gelen bir engellemedir, UEFA’nın kendi içinde almış olduğu karar politik tarafsızlığın ihlali olarak değerlendirilmemiştir.

Sonuç

Tüm kapsamıyla değerlendirildiğinde, 21/2022 nolu Genelgenin ve dolayısıyla davaya konu kararın durumun aciliyeti, birtakım üye federasyonların Rus takımları ile oymayı reddetmesi, güvenlik endişesi, uçuş kısıtlamaları, küresel toplumsal tepkiler gibi birçok sebebi olduğu sonucuna varılmıştır. Heyet de askeri çatışmanın politik meseleleri artıracağını, ancak bunun tarafsız kalma ilkesini ihlal etme sonucu doğurmayacağını kabul etmişse de askeri çatışmanın hükümetler tarafından büyük ölçüde kınanması, uluslararası spor kuruluşlarının tepkisi, Rus vatandaşlara uçuş kısıtlamaları ile işletmelere sınırlamalar getirilmesi, çatışmanın ne kadar daha süreceği konusundaki belirsizlik, kamuoyu tepkisi, futbol açısından ise uluslararası federasyon ve kuruluşların Rus takımları ile oynamayı kesin bir dille reddetmelerini dikkate alınarak UEFA tarafından böyle bir karar verilmesini bir baskı sonucu olmadığına, UEFA’nın politik tarafsızlığını ihlal etmediğine kanaat getirmiştir. Yine Rus takım ve sporculara yapılan uluslararası boykot sebebiyle uyruğa dayalı bir ayrımcılık yapıldığı yönündeki iddiaları da reddetmiştir.

 

Bu noktada akla gelen bir soru da verilen kararın oranlı olup olmadığıdır. Nitekim daha önce de benzeri olaylar yaşanmış ve UEFA’nın farklı çözümleri olmuştur. Tabi ki bu hususun tartışmaya açık olduğunu vurgulamak gerekir. Başka önleyici tedbirler alınmalı mıydı veya alınabilir miydi yahut buna zaman ve imkan var mıydı, gibi kriterler söz konusu kararı değerlendirmede öne çıkabilir. Nitekim heyet de kararın orantılı olup olmadığını tartışmış, söz konusu kararın disiplin kararı olmadığını, bu davaya konu edilen kararın, 28.02.2022 tarihinde verilen askıya alma kararının orantılı, gerekli ve tarafların haklarını koruyucu bir sonucu olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca bu davanın konusunun askıya alma kararının oluşturmadığı ve UEFA’nın müsabakaların güvenlik ve saygınlığını korumak için yasal yükümlülüğü olduğunu ve futbolun diğer spor branşlarından farklı olarak taraftar tepkilerinin çok daha baskın ve aşırı olduğunu (ırk, din, uyruk), taraftar grupları arasında saha içi ve dışında şiddetli çatışmaların yaşandığını, güvenlik açısından kararın heyete değil, UEFA’ya ait olduğu ve alternatif yaptırımların uygulanmasının UEFA’nın kararında olduğunu ve alternatif yaptırımların uygulanması neticesinde güvenlik açısından duyulan endişenin ülke sınırlarını aşabileceğine dolayısıyla verilen kararın da orantısız olmadığına karar vererek başvurucuların tüm iddialarını ve davayı reddetmiştir.

Av. Esra Melis İSTİKBAL, LL.M.

Türk hukukunda spor kulüpleri; amatör spor branşları açısından Medeni Kanun hükümlerine tabi olan dernekler ve profesyonel spor branşları açısından ise dernek statüsünde kurulabilmekle birlikte son dönemlerde ağırlıklı olarak Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi şirketler olarak kurulabilmektedir. Bu yazıda Türkiye’de ve dünyadan örneklerle spor kulüplerinin hukuki statüsü incelenmiştir.

Spor Kulübünün Tanımı

Spor kulübü tanımı, 26.04.2022 tarih, 31821 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonu Kanunun 2. maddesinde yer almaktadır. Kanunda yer verilen tanımlamaya göre spor kulübü, spor faaliyetlerine katılmak üzere tescil yaptıran özel hukuk tüzel kişileridir. Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonu Kanunu’nun 2. maddesi ; “…Spor kulübü: Bakanlık ve spor federasyonlarının faaliyetlerine katılmak amacıyla Bakanlığa tescilini yaptıran özel hukuk tüzel kişilerini…ifade eder.” şeklindedir.

Spor kulüplerinin dernek şeklinde kurulabileceği hükmü Dernekler Kanunu 14. maddesinde yer almakta iken 7405 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile Dernekler Kanunu 14. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Dernekler Kanunu mülga 14/1.maddesi şu şekildeydi: “…Derneklerden başvurmaları halinde, spor faaliyetine yönelik olanlar spor kulübü, boş zamanları değerlendirme faaliyetine yönelik olanlar gençlik kulübü ve her iki faaliyeti birlikte amaçlayanlar gençlik ve spor kulübü adını alır. Bu kulüpler, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce tutulacak kütüğe kayıt ve tescil edilir…”

Yine spor kulüplerinin dernek statüsünde kurulacağına dair 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 20. maddesi de yürürlükten kaldırılmıştır. Bu Kanun’un 20. maddesi şu şekildeydi: “…Spor Kulüpleri, Dernekler Kanunu’na göre teşekkül eder ve tescil ile Spor Genel Müdürlüğüne dahil olurlar…”

Mukayeseli Hukukta Spor Kulüplerinin Hukuki Statüsü

Mukayeseli hukuka baktığımızda; Fransa’da spor kulüplerinin hukuki yapısı kanun ile belirlenmiştir. Yine İtalya ve İspanya’da profesyonel futbol kulüplerinin ticari şirket statüsünde kurulma zorunluluğu bulunmaktadır. İsviçre’de de kulüpler genel anlamda dernek statüsünde kurulmakta, ticari faaliyetleri için ayrıca şirket de kurabilmektedir. Belçika’da ise spor kulüpleri dernek veya ticari şirket statüsünde kurulmaktadır.

Alman hukukunda amatör spor kulüpleri dernek statüsündedir ve Alman Medeni Kanununa tabidir. Bu Kanun’a göre yedi kişinin bir araya gelerek bir tüzük oluşturması neticesinde yerel mahkemeye başvurularak dernekler kurulabilmektedir.

Türkiye’de spor kulüplerinin organları yasada belirlenmiştir. 7405 Sayılı Kanun’un 5.maddesinde zorunlu organlar belirlenmiştir. Bunlar; “genel kurul”, “yönetim kurulu” ve “denetim kuruludur”. Almanya’da ise kulüplerin bağlı oldukları Alman Medeni Kanunu’nda böyle bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

7405 sayılı Kanunda belirtildiği üzere spor kulüpleri sportif faaliyetlere katılmak üzere gerçek veya tüzel en az yedi kişi tarafından kurulabilir. Dolayısıyla spor faaliyeti amacıyla kurulan spor kulüplerinin dernek statüsünde kurulmasında bir sakınca yoktur. Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan tüzel kişiliklerin de Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından tescil edilmeleri halinde spor anonim şirketi vasfı kazanabilirler.

Sporun ve özellikle profesyonel branş olan futbolun giderek endüstriyelleşmesi neticesinde futbol kulüpleri son birkaç senede şirketleşmeye gitmek zorunda kalmışlardır. Özellikle teknik direktör veya sporcu transferlerinde çok büyük rakamların söz konusu olmaya başlaması ile spor kulüpleri farklı gelirler elde etme ihtiyacı içine girmiştir. Dernekler Kanunu gereği derneklerin kazanç paylaşma amacıyla hareket etmeleri yasaklanmış olduğundan kulüplerin yayın hakları, forma satışından elde edilen gelirler, bilet satışı, reklam, sponsorluk gibi ek gelirler elde etmek istemeleri, daha doğrusu bunun bir zorunluluk haline gelmesi kulüplerin şirketleşme güdüsünü doğurmuştur.

İlk Şirketleşme Örnekleri: Manchester United, Arsenal ve Malatyaspor

Spor kulüplerinin şirketleşmesi konusunda ilk örnek İngiltere’dir. İngiliz kulüplerinden Manchester United ve Arsenal kulüpleri şirketleşmenin ilk örnekleri olmuştur. İngiltere’deki bu örnekten etkilenerek İspanya ve İtalya’da da kulüpler şirketleşme yoluna girerek Avrupa ülkelerinde kulüplerin şirketleşme yolunda adımlar atmaya başlamışladır.

Ülkemizde ise şirketleşmenin ilk örneği 1989 yılında Malatyaspor A.Ş. gerçekleştirmiştir. Daha sonra Adana Spor A.Ş., Antalya Spor A.Ş., Göztepe A.Ş. İstanbul Spor A.Ş. izlemiş, sonrasında dört büyük kulüp olarak adlandırılan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor kulüpleri de şirketleşmeye gitmişlerdir.

Sonuç

7405 sayılı Kanunun 45/2.maddesi gereği bir spor dalının profesyonel olarak belirlenmesine, ilgili spor federasyonunun görüşü alınarak Bakanlık tarafından karar verilir. Türkiye’de hukuken profesyonel tek branş futbol olup, profesyonel olarak kabul edilen liglerde yer alan kulüplerin şirketleşmesi mümkündür. Diğer branşlar ve amatör futbol liginde yer alan kulüplerin spor şirketi olarak kurulması ise hukuken mümkün değildir.

Av. Esra Melis İSTİKBAL, LLM

 

 

Kaynakça:

  • Kocasakal Özdemir, Hatice; Sportif Uyuşmazlıkların Tahkim Yoluyla Çözümü ve Spor Tahkim Mahkemesi, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2013.
  • Akşar, Tuğrul; Endüstriyel Futbol, Literatür Yayınları, Ocak 2005
  • Ertuğran Öğüt/İmamoğlu ; Almanya ve Türkiye’deki Spor Kulüplerinin Karşılaştırmalı Analizi-Türkiye’deki Spor Kulüplerinin Yapı ve İşleyişine Yeni Bir Yaklaşım- Spor Bilimleri Dergisi, Dergipark.
  • Sunay, Hakan; Spor Kulüplerinde Şirketleşme (Bazı Avrupa Ülkeleri ve Türkiye’den Örnekler), Gazi BESBD, IX, 2004.

Genel Olarak

7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu (“Kanun”) kapsamında spor federasyonları, spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin tescili ve tabi olduğu mevzuatın belirlenmesi ile birlikte, bahsi geçen tüzel kişilikler hakkında bir kısım mali düzenlemelere de yer verilmiştir. Bu kapsamda, spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri ile yöneticilerinin tabi olduğu mali yükümlülükler ve bu yükümlülüklerin ihlâli durumunda öngörülen ağır müeyyideler, Kanunun belki de en fazla ses getiren yönü olmuştur.

Kanunun “Spor Kulüpleri ve Spor Anonim Şirketlerinin Bütçe ve Harcama İlkeleri” başlıklı 20. maddesinin 5. fıkrasında, spor kulübü ile spor anonim şirketlerinin borçlanma sınırları hakkında bir kısım düzenlemeler yapılmış; ilgili fıkranın son cümlesinde “Bu fıkrada yer alan sınırlamalardan muafiyete ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir.” denilmekle, borçlanma sınırlamalarından muafiyete ilişkin düzenlemelerin Gençlik ve Spor Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından düzenleneceği belirtilmiştir.

Bu kapsamda, Bakanlık tarafından hazırlanan “Spor Kulüpleri ve Spor Anonim Şirketlerinin Borçlanma Sınırlamalarından Muafiyetlerine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” (“Yönetmelik”), 22/12/2022 tarihli ve 32051 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

Kanun Düzenlemeleri

Kanun m. 20 uyarınca, spor kulüplerinin ve spor anonim şirketlerinin bir bütçe yılında önceki yıl brüt gelirlerinin en fazla %10’una kadar borçlanabileceği düzenlenmiştir. İlgili maddenin devamında ise bu limitlerin aşılması durumuna ilişkin bir kısım ihtimalden bahsedilmiştir. Buna göre;

  • %10’un üzerindeki borçlanmalar, halka açık spor anonim şirketleri için sermayenin çoğunluğunu oluşturan pay sahipleri veya temsilcilerinin olumlu oyu ile kabul edilecek ek bütçe ile;
  • %10’un üzerindeki borçlanmalar, diğer spor anonim şirketleri için sermayenin en az üçte ikisini oluşturan pay sahipleri veya temsilcilerinin olumlu oyu ile kabul edilecek ek bütçe ile;
  • %10’un üzerindeki borçlanmalar, spor kulüplerinde genel kurul üye tamsayısının en az üçte ikisinin olumlu oyu ile kabul edilecek ek bütçe ile yapılabilecektir.

Her halükarda, ek bütçe ile yapılacak borçlanma, önceki yıl brüt gelirlerinin yüzde ellisinden fazla olamayacaktır. İlgili fıkra uyarınca, önceki yıl bütçelerindeki brüt gelirleri, giderlerinden fazla olan spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri ise takip eden yıl bu fıkradaki sınırlamaların üzerinde söz konusu brüt gelir fazlası kadar ilave borçlanma yapabileceklerdir.

Bahsi geçen fıkra uyarınca, spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin yalnızca önceki yıl brüt gelirlerinin en fazla yüzde onuna kadar ve her halükârda vadesi mevcut yönetim kurulunun olağan görev süresinin bitiminden önce gelecek şekilde borç verebileceği kabul edilmiştir. Buna ek olarak, alınmış veya verilmiş mevcut borçların vadesinin mevcut yönetim kurulunun olağan görev süresinin bitiminden sonraki bir tarihe uzatılmasının da bu fıkra kapsamında borçlanma veya borç verme olarak değerlendirileceği düzenlenmiştir. Bu noktada Kanun Geçici Madde 2 ile yürürlüğü ertelenen ve hesaplama kapsamına girmeyecek ana para borcu ve faiz tutarlarının bildirimi ve hesaplanması hususlarına dikkat edilmesi gerekmektedir.

 

Yönetmelik Düzenlemeleri

Yönetmelik ile birlikte, m. 4/1-c düzenlemesi ile, brüt gelirin “Bağımsız denetime tabi spor anonim şirketleri ile 7/9/2022 tarihli ve 31946 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Spor Kulüpleri Tarafından Tutulacak Defter ve Kayıtlar Hakkında Yönetmeliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki spor kulüpleri için Türkiye Muhasebe Standartlarına göre hazırlanan finansal tablolardan hesaplanan gelirler toplamını; bağımsız denetime tabi olmayan spor anonim şirketleri ve aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki spor kulüpleri için Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğlerine göre hazırlanan finansal tablolardan hesaplanan gelirler toplamını” ifade ettiği düzenlenmiştir.

Yönetmelik ile birlikte, aynı zamanda “borçlanma” ibaresinin hangi anlamı ile kullanıldığı ve hangi girdi ve çıktıların borçlanma niteliğinde olduğu açıklanmıştır. Bu kapsamda, bir yükümlülük olan borçlanmanın tutarının, Yönetmelik m. 5/2 uyarınca, içinde bulunulan hesap dönemi sonu itibarıyla finansal tablolarda yer alan yabancı kaynaklar toplamı ile bir önceki hesap dönemi sonu itibarıyla finansal tablolarda yer alan yabancı kaynaklar toplamının farkı olduğu ifade edilmiştir.

Kanun m. 20’de yer alan borçlanma sınırları, Yönetmelik ile tekrarlanmış ve ek bütçenin hangi şartlar altında tesis edilebileceği de Yönetmelik m. 5’in 4 ila 8. fıkraları arasında yinelenmiştir. Yine Yönetmelik m. 6 ile, Kanun m. 20/8’de yer alan düzenlemeye paralel olarak, spor kulüpleri ile spor anonim şirketlerinin, yönetim kurulu üyelerine, bunların eşleri ve üçüncü dereceye kadar hısımlarına ve spor anonim şirketlerinin, üzerinde doğrudan ya da dolaylı hâkimiyeti bulunan kişilere borç veremeyeceği veya bu kişiler lehine rehin, kefalet, ipotek veya diğer bir teminat sağlayamayacağı, sorumluluk yüklenemeyeceği ve bunların borçlarını devralamayacağı düzenlenmiştir.

 

Muafiyet

Yönetmelik m. 7/1 kapsamında, spor kulüpleri veya spor anonim şirketleri tarafından spor tesislerinin, spor faaliyetlerinde kullanılmak üzere satın alınması veya yapılması ya da spor tesisi yapmak için taşınmaz satın alınması, irtifak hakkı tesisi, kiralanması veya bu tesislerin bakım ve onarımına ilişkin borçlanmaların, yukarıda bahsi geçen borçlanma sınırlarından muaf olduğu düzenlenmiştir.

Unutulmamalıdır ki, yine Yönetmelik m. 7/2 uyarınca, bahsi geçen satın alınan taşınmazlar için yapılan borçlanmalar bakımından, Sermaye Piyasası Kurulunca oluşturulan Sermaye Piyasasında Gayrimenkul Değerlemesi Yapmaya Yetkili Kuruluşlar Listesinde yer alan gayrimenkul değerleme kuruluşları tarafından düzenlenen değerleme raporlarında belirtilen değer esas alınacaktır.

Spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerince muafiyet kapsamına girdiği kabulü ile borçlanma yapılması ve fakat bu borçlanmaların muafiyet kapsamında kalmadığının tespiti durumunda, Kanun m. 47/1’de düzenlenen cezai hükümler ile hukuki yaptırımlar gündeme gelecektir.

 

Sonuç

Yönetmelik ile birlikte, özü itibariyle Kanunda yapılan mali düzenlemelerin, borçlanma ve borçlanma sınırlarına ilişkin bölümlerinin yinelenmesi ile yetinilmiş; son bölümde m. 7 ile muafiyete ilişkin, Yönetmeliğe karakterini ve adını veren düzenleme yapılarak spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerine spor tesisi ve altyapı yatırımı yapma konusunda teşvik sağlanmıştır.

Spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin spor faaliyetlerinde kullanmak üzere taşınmaz alması kiralanması, irtifak hakkı tesisi ve bunların bakım-onarımı konusunda borçlanılması durumunda, bu borçlanmaların borçlanma limitleri içerisinde değerlendirilmemesi, başlangıç açısından olumlu bir gelişme iken; bu muafiyetin parasal değerinin gayrimenkul değerleme kuruluşlarına bırakılmış olması, ülkemizde mevcut değişken gayrimenkul ve hizmet değerleri karşısında bürokratik engel getirmek suretiyle zorlayıcı ve fakat bir yandan da afaki rakamlar ile borçlanma sınırlarının etkisiz kılınmasını önleyici bir adım olmuştur.

Adar UÇAR

Kurucu Ortak

Hikmet Alabıcak Röportaj Kapak

 

Ampute futbol alanında ülkemizde büyük başarılara imza atmış ve halihazırda Süper Ligde mücadele eden Alves Kablo Ampute Futbol Kulübü’nün başkanı, aynı zamanda Alves Kablo AŞ. Yönetim Kurulu Üyesi ve Elektrik Malzeme Satıcıları ve İş Adamları Derneği (EMSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet ALABICAK ile ampute futbola ilişkin keyifli bir röportaj ve sohbet gerçekleştirdik. 24 Kasım 2022 tarihli röportajımızdan önemli kesitleri siz değerli okurlarımızla paylaşmak istemekteyiz.

1-) LEGUM SPORTS (Cemre Belçim GÖLBAŞI): Alves Kablo Ampute Futbol Kulübü, Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’nun düzenlediği 2021-2022 Ampute Futbol 1. Ligi şampiyonu oldu. Öncelikle sizi ve sizin nezdinizde tüm takımınızı gönülden tebrik ediyoruz. 2022-2023 sezonunda Süper Lig’de mücadele edecek takımınız 27 Kasım’da başlayacak yeni sezona hazır mı? Yolun sonunda, Alves Kablo’nun, Etimesgut Belediye Ampute Spor Kulübü’nün geçen sezon kazandığı Şampiyonlar Ligi bileti alabileceğine inanıyor musunuz?

Hikmet ALABICAK: Tebrikleriniz için takımım ve şahsım adına çok teşekkür ederiz. Alt ligde şampiyon olup üst lige çıktıktan sonra çok kuvvetli bir kadro kurma telaşına girdik. Zorlu bir transfer sezonu geçirdik ve yabancı milli oyuncusu futbolcu sayımızı dörde çıkararak çok verimli bir transfer dönemi geçirdik. Yeni sezon öncesi Haiti milli takımından iki oyuncu, Irak milli takımından bir oyuncu ve İspanya milli takımından bir oyuncu transfer ederek Süper Lig için hazır ve güçlü bir kadro kurduk. İlk maçımız olan Kayseri takımıyla görkemli bir açılış yapmak istiyoruz. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Kupası’nda final oynadık ve alt ligden süper lige çıkıp bu başarıyı gösteren Türkiye tarihinde ilk takımız. Yarı finalde yendiğimiz Etimesgut Belediyesi Ampute Futbol Takımı 4.5-5 senedir hiçbir müsabakada yenilmiyordu ve geçen senenin Süper Lig, Türkiye Kupası ve Şampiyonlar Ligi şampiyonuydu. Finalde ne yazık ki kaybettik ve kazanan Şahinbey Ampute Futbol Takımını tebrik ediyoruz. Finalde sakatlıklar, kart cezalıları ve hazır olmamamız nedeniyle istediğimiz sonucu elde edemedik. Biz bunu başarısızlık olarak addetmiyoruz ancak biz her zaman zirveye oynayan bir takımız; bu nedenle bizim için her zaman hedef şampiyon olmak ve Şampiyonlar Ligine gitmektir.

 

2-) LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Türkiye’de bedensel engelliler tarafından gerçekleştirilen spor faaliyetlerinde belki de en öne çıkan alanlardan biri ampute futbol. Bu alanın ülkemizde geldiği nokta konusunda düşünceleriniz nedir? Emsal ülkelere kıyasen hangi hususlarda ileride ve geride olduğumuzu düşünüyorsunuz? Mevzuatımız ileri veya geri konumda olmamızda ne kadar etkili?

Hikmet ALABICAK: Ampute sporun en önemli dalları futbol ve basketbol. Federasyon, geniş kapsamlı bir federasyon ve çok fazla dalı var. Bunun sponsorluk anlamında da en kuvvetli dalı futbol ancak futboldan gelen sponsorluk ücretleri futbolun milli takımına ve futbol branşına yansımıyor ve tüm branşlara eşit dağıtılıyor. Biz artık ampute futbolun bağımsız bir federasyonunun olmasını istiyoruz ve buna ilişkin müracaatlarımızı yaptık ancak henüz olumlu yanıt alamadık. Ampute Futbol Milli Takımının Avrupa ve Dünya Kupası’ndaki başarıları ile birlikte, böyle bir jenerasyonla, bu talebimizin daha çok üzerine gideceğiz.

 

İngiltere, Gana, Polonya ve diğer ülkelerde oynayan ampute futbol takım oyuncuları ülkemizdeki Süper Lig takımlarına transfer olmak istiyorlar. Türkiye’de oynamak oyunculara prestij katıyor.

 

Öncelikle bu başarı, jenerasyonun kendi başarısı mı yoksa ülkemizin oyuncu yetiştirme ve altyapı başarısı mıdır, bunun ayrımının yapılması gerektiği kanaatindeyim. Alttan gelen sporcular, bu başarılı jenerasyonu besleyebilecek mi? Federasyonun buna bakması gerektiğini düşünüyorum. Homojen sponsorluk dağılımı nedeniyle, ampute futbol yönünden yeteri kadar altyapı, tesisleşme ve benzeri desteklerin verildiği kanaatini taşımıyorum. Bu konuyla alakalı, milli takım olarak dünyanın program ve takım olarak en iyisi olduğumuzu düşünüyorum. Bunun devamını sağlayabileceğimizi umuyorum.

Örneğin, İspanya’da kurulu ve düzenli bir ampute futbol ligi bulunmuyor. İspanya’da bulunduğumuz temaslarda Türkiye’deki Süper Lig’in başlı başına bir prestij kaynağı olduğu oyuncular ve çalıştırıcılar tarafından defalarca bize iletildi. Özel sektörün ülkemizdeki ampute futbol kulüplerine entegre edilmesi durumunda, bu gelişmelerin çok daha olumlu noktalara evirilebileceği düşüncesindeyim.

Ampute futbolda yabancı oyuncu sayısının artırılmasını Federasyon desteklemiyor ve ben de paralel düşünüyorum. Halihazırda mevzuatımız gereği ampute futbolda yabancı oyuncu sınırlaması 5 kişi ancak sahada oynayan oyuncular bakımından sayı sınırlaması olmaması nedeniyle 5 oyuncunun tamamı aynı anda oynayabiliyor. Bu sayının da oldukça yüksek olduğu kanaatindeyim. Yerli oyunculara yer kalmaması nedeniyle oyuncularımızın kendilerini geliştirmekte zorlandığını düşünüyorum. Futbolda ve diğer bütün spor dallarında antrenman önemli olduğu kadar müsabaka tecrübesi de sporcunun gelişimi yönünden kritik önemde. Heyecanın bastırılması, stresin kontrol edilmesi gibi hususlar ancak maç tecrübesiyle kazanılabiliyor ancak yabancı sınırlamasının olmaması, yerli oyuncuları bu şanstan mahrum bırakabiliyor.

 

LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Peki yabancı oyuncular ile rotasyon durumunda, rekabetçi ortamın futbolcuyu geliştirdiği görüşüne ilişkin değerlendirmeleriniz nelerdir? Rekabetçi ortam ile fırsat eşitliği arasında ince bir çizgi olduğu düşünülürse, yabancı oyuncuların daha çok hangi yöne hizmet ettiğini düşünüyorsunuz?

Hikmet ALABICAK: Benim kanaatime göre fırsat eşitliğini zedeliyor. Özellikle bazı ülkelerden gelen futbolcular bakımından ortaya çıkan, her ne kadar üzücü olsa da, maliyet avantajı, yerli oyuncunun maliyetiyle kıyaslandığında yerli oyuncuyu kadronun dışına itebiliyor.

 

Hikmet Alabıcak Röportaj 2

3-) LEGUM SPORTS (Cemre Belçim GÖLBAŞI): Ampute futbolun “sporun ve sporcunun desteklenmesi” yönündeki Anayasa m. 59 maddesi kapsamında, ülkemizde yeterince finansal destek ve teşviklerden yararlandığını düşünüyor musunuz? Bu konuda hangi hususların geliştirilebileceği kanaatindesiniz? Sponsorluk gelirlerinin vergilendirilmesi, teşviki ve artırılması konusunda ilgili otoritelere önerileriniz nelerdir?

Hikmet ALABICAK: Bu hususta şu örneği verebilirim; yıl içerisindeki müsabakalarda Federasyon tarafından bize aktarılan yegâne destek, konaklama desteği ve bu destek dahi müsabakanın üzerinden hatırı sayılı bir süre geçtikten sonra bize ödeniyor ve ne yazık ki biz ampute futbol kulüplerine herhangi bir şekilde ulaşım desteği sunulmuyor. Kamu idarelerinin takımları yine kamu olanaklarından faydalanarak, örneğin deplasmanda gidilen şehir veya ilçenin belediye imkânlarını kullanabilirken, bizler gibi özel sektör tarafından desteklenen ve finanse edilen takımlarda tek konaklama olanağı oteller kalıyor. Haliyle bu durum da özel sektör takımları yönünden ciddi bir avantaja dönüşüyor.

Daha evvel ifade ettiğim gibi, Federasyon tarafından büyük oranda futbol branşından toplanan sponsorluk gelirleri, diğer branşlara eşit dağıtılmakla, ampute futbol, bu noktada da ne yazık ki gerekli finansal desteği alamıyor. Örneğin bu sene Dünya Kupası’nda şampiyon olan milli takımımıza yalnızca sayın Cumhurbaşkanımız tarafından altın dağıtıldı; başkaca herhangi bir ödül henüz sporcularımıza ne yazık ki ulaşmadı.

Mevcut mevzuatımız uyarınca, sponsorluk ödemelerinin yalnızca çok cüzi bir bölümü vergiden düşülebiliyor. Sponsorluk gelirlerinin vergilendirilmesi hususunda ampute futbol camiası olarak bizim beklentimiz sponsorluk gelirlerinin tamamının vergilerden düşülebileceği bir mevzuat değişikliği yapılması yönünde. Sponsorlar tarafından insanlığa fayda sağlayan ve vicdanen mutluluk ve huzur verici bir eylemde bulunulurken en azından vergisel anlamda da bu tutum desteklenmeli diye düşünüyorum. Sonuçta bir sponsor tarafından kulübe verilen sponsorluk ödemesinin ülke ekonomisi yönünden de katma değer sağladığı düşünüldüğünde, herkesin kazandığı bir vergisel atmosfer yaratılmasının tüm paydaşların menfaatine olacağını düşünüyorum.

 

4-) LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Ampute futbol yönerge ve talimatlarında, geleneksel spor dallarına kıyasla birçok farklılık görüyoruz. Örneği ofsayt kuralının bulunmuyor olması ve sınırsız oyuncu değişikliği hakkı, özünde çok kritik farklılıklar. Mevcut kural ve yönergelerde, bu spor dalının gelişimini engelleyen ve/veya Avrupa Ampute Futbol Federasyonu kurallarına ters düşen kurallar olduğunu düşünüyor musunuz?

Hikmet ALABICAK: Kurallar genel anlamda futbolcunun sağlığını önceleyen ve müsabaka gücünün maksimum düzeyde olmasını sağlayan kurallar. Bu gerekçeyle kuralların, Avrupa Ampute Futbol Federasyonu kurallarına ters düştüğü kanaatini taşımıyorum.

Buna karşılık, ampute futbol kulüpleri olarak bizler, bazı hususların güncellenmesi taraftarıyız. Örneğin, daha yakın zamanda ampute futbol müsabakalarına Video Yardımcı Hakem (VAR) sisteminin gelmesini talep ettik. İlginç bir bilgi olduğu için sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir ampute futbol müsabakasında VAR sisteminin kurulması için gerekli maliyet yalnızca 480 TL. Federasyon’un bunu kulüplere zorunlu tutması ve her maç için VAR sisteminin kurulmasının tesis edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

VAR sisteminin getirilmesi ile teknolojik gelişmelere ayak uydurulması, futbolcuların moral ve motivasyonunu artıracağı gibi oyunun kalitesini de üst düzeye taşıyacaktır.

 

Bu konuda “Bu bir amatör branş. VAR gerçekten gerekli mi?” diyebilirsiniz. Sahada mücadele eden sporcularımız bir emek veriyor ve alın teri var. Hakemlere de kızamıyoruz çünkü müsabakalar dar bir alanda gerçekleştiriliyor ve kanadyenin (koltuk değneği) işin içine girmesi nedeniyle sporcuların çok hızlı hareket etmesi, hakemlerin muhakemesi konusunda güçlüklere neden oluyor. Bu nedenle de hakemlerimiz bazı detayları ve pozisyonları kaçırabiliyor. Sahada iki hakem olması da ne yazık ki bu durumu değiştirmiyor. Bu sene Türkiye Kupası final müsabakamızda bu konuda yaşadığımız talihsiz sorun da göz önüne alındığında, VAR sisteminin zorunlu tutulmasının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Hikmet Alabıcak Röportaj 3

5-) LEGUM SPORTS (Cemre Belçim GÖLBAŞI): Yakın tarihte Türkiye Ampute Futbol Milli Takımı’nın 2022 Dünya Kupası’nı kazanması sonrasında, ampute futbol ülke gündeminde önemli bir yer edindi. Bu başarıda takımınız oyuncularının da sağladığı katkı gerçekten kayda değer düzeyde oldu. Futbolda İstanbul’un ezici üstünlüğü karşısında Ankara’nın bir ampute futbol kenti olarak dünyada ses getirebileceğine inanıyor musunuz? Bu hususta kamu idareleri ve TFF ile TBESF başta olmak üzere spor federasyonlarının ne gibi desteklerde bulunduğu ve bulunması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Hikmet ALABICAK: Milli takımdaki başarı, çok büyük bir başarıdır. Bir önceki Dünya Kupası’nda penaltılarda kaybettiğimiz Angola maçının bir rövanşını aldığımızı söyleyebilirim. O maçta penaltı atışını kaçıran oyuncumuz, şu anda milli takımımızın antrenörü. Bu seneki şampiyonluğun onun için de ikinci bir şans olduğunu söyleyebilirim.

Ampute futbolda, ne mutlu bize ki, üstünlük Ankara ilimizde. Federasyon bakımından, kendilerine de birçok kez ilettiğimiz için rahatlıkla şunu söyleyebilirim; ampute futbolda bir başarı ödülü olmaması ve/veya müsabakada alınan puana karşılık bir ödül öngörülmemiş olması, bu spor dalının daha da ileriye gitmesi ve ilerleyen dönemlerde amatör branştan ziyade bir profesyonel branş olması bakımından bir engel teşkil etmekte.

 

İnsanları ve futbolcuları maddi ve manevi yönden motive etmek, sportif başarının temel yapı taşlarından birini oluşturmakta. Ortaokula gittiğinizde dahi lise eğitimine geçmenizi sağlayan bir diploma veriliyor olması karşısında ampute futbolda ödül sisteminin öngörülmemiş olması oldukça üzücü.

 

Federasyon tarafından bu şekilde bir düzenleme yapılması durumunda müsabakalar da daha kıran kırana geçecek, çekişme ve rekabet artacak ve ampute futbol daha da ileriye gidecektir. Bu gibi bir durumda, örneğin, kulüp başkanları tarafından, başarı veya şampiyonluk bonuslarının futbolculara dağıtılması yönünde bir karar alınması, bu spor branşını hayal dahi edilemeyecek noktalara taşıyabilecektir.

 

LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Yayın gelirleri hakkında neler düşünüyorsunuz? İlerleyen dönemlerde ampute futbol branşında yayın geliri elde edilmesini öngörüyor musunuz?

Hikmet ALABICAK: Ampute futbolun bugününü göz önüne aldığımızda, yayın geliri elde etme beklentisinin, bu aşamada oldukça iyimser ve uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. Örneğin halihazırda TRT Spor Yıldız’da maçlarımızın yayınlanması konusunda dahi, TRT’nin yayın akışına göre devamlı maç saatlerimizi değiştirerek bu spor dalının seyircilere ulaşmasına hizmet etmeye çalışıyoruz. Milli takımın Dünya Kupası final maçının TRT 1’de değil de TRT Spor’da yayınlanması da aslında yayın geliri idealinden ne derece uzak olduğumuzu bizlere gösteriyor.

Bu sezon sahamızdaki yalnızca iki müsabakanın canlı yayınlanacağını düşünürsek, yayın gelirleri konusunun ilerleyen dönemlerin gündemi olduğu kanaatindeyim. Ampute futbol seyirci sayısının artması ile birlikte, bu konuda da sorumluluk Federasyon ve yayıncı kuruluşlara düşüyor.

 

Hikmet Alabıcak Röportaj 4

 

Alves Kablo Ampute Futbol Kulübü ve Türkiye Ampute Milli Takımı kaptanı sayın Rahmi ÖZCAN da röportajımıza sonradan katıldığından, kendisine özellikle sorular yönelttik.

6-) LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Alves Kablo Ampute Spor Kulübü başta olmak üzere, ampute futbol kulüpleri hangi mevzuata tabi olarak kurulmakta ve hangi hukuki statüde faaliyet göstermekte (ör. dernek, şirket, spor kulübü vb.)? 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı’na tescil şartı size de uygulanıyor mu?

Rahmi ÖZCAN: Öncelikle Dernekler Masasına, Ankara Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş iken 7405 sayılı Kanun kapsamında artık Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve dolayısıyla Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı bir spor kulübüyüz.

Eski dönemde birden fazla kamu kurum ve kuruluşu tarafından denetlenmekten kaynaklı bir usul kargaşası hakim iken artık yalnızca Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü denetiminde olmak, spor kulüpleri bakımından ciddi bir belirlilik ve usul kolaylığı yarattı. Örneğin eski dönemde Dernekler Masasına bağlı, Ankara Valiliği tarafından denetlenen, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nde tescil ve diğer işlemleri yapan ve Vergi Dairesi’nce denetlenen bir yapı iken artık bu usulün tekleştirilmiş olmasını kıymetli görüyorum.

7405 sayılı Kanun’un uygulaması halihazırda kurumlar nezdinde netleşmiş ve yeknesaklaşmış değil. DERBİS benzeri bir sistem kurulduğunu biliyoruz. Henüz denetimlerde hangi kurum veya yapıya bağlı olduğumuz netleşebilmiş değil. Ancak bu hususların, Kanun’un uygulamasının yerleşik hale gelmesi ile çözülebileceği kanaatindeyim. Tabiri caizse şu anda Sağlık Bakanlığı kulübe denetime gelmiş olsa şaşırmayacağımızı ve misafir edeceğimizi söylemekte abes görmüyorum.

 

7-) LEGUM SPORTS (Cemre Belçim GÖLBAŞI): Futbol ve diğer branşlarda spor kulüplerinin tasarruf ve kararlarının spor federasyonlarının tutumlarına etki ettiği ve bu durumun da spor ile sporcunun geliştirilmesi konusunda örnek teşkil edebilecek bir yardımlaşmaya vesile olduğu görülmekte. Sizce Ampute Futbol Kulüpler Birliği, TBESF nezdinde ne gibi girişimlerde bulunmalı? Ampute futbolun geliştirilmesi ve teşviki konusunda ne gibi projeler olmalı?

Hikmet ALABICAK: Düşünceme göre Kulüpler Birliği öncelikle, kulüplere gelir getirici faaliyetleri öncelemelidir. Kulüpler Birliği’nin, röportajın başında bahsettiğim gibi, ampute futbolun Türkiye Futbol Federasyonu’ndan ayrılarak bağımsız bir federasyonu olması için gerekli girişimleri yapması gerekir. En önemlisi de, yabancı kuralının daha sınırlı bir hale gelmesi ve yabancı ampute futbolcu sayısının ve sınırının düşürülmesi için azami çabanın Kulüpler Birliği tarafından sergilenmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Hikmet Alabıcak Röportaj 1

8.) LEGUM SPORTS (Adar UÇAR): Son olarak, Alves Kablo Ampute Futbol Spor Kulübü olarak birçok sportif ve insani başarıya imza atıyorsunuz. Bu başarınızı başkaca bedensel engelli spor branşlarına taşıma düşünceniz var mı? Örneğin, yakın gelecekte, spor severler olarak Alves Kablo Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı görme ihtimalimiz var mı?

Hikmet ALABICAK: Alves Kablo Ampute Futbol Kulübü olarak birinci önceliğimiz, altyapı yatırımlarını artırarak, Ampute Futbol okulu ve altyapı organizasyonu kurmak. Bu nedenle ilk aşamada farklı branşlara genişlemeyi planlamıyoruz.

Ampute futbol altyapı yatırımlarını teşvik ve artırma kapsamında ilk aşamada bir rezerv takım kurarak alt ligde mücadeleye başlamasını ve bu sayede daha fazla ampute futbolcunun hayatına dokunmayı hedefliyoruz. İlerleyen zamanlarda nihai hedef, ampute futbolun daha güçlü ve stabil bir ekonomik ve sportif altyapı ile gelişmesi amacıyla, kurumsal kulüplere kulübü devretmek şeklinde karşımıza çıkabilir. Bunu da tabii ki zaman gösterecek. Özel sektör kulüplerinin finansal güçlerini tümüyle ilgili firmadan alıyor olması nedeniyle ekonomik güçleri sınırlı. Temenni ederiz ki bizim dışımızda diğer özel sektör firmaları da ampute futbola yatırım yaparlar ve destekleyecekleri veya devralacakları ampute futbol kulüpleri ile rekabeti güçlendirerek bu spor dalını daha da ileriye taşırlar.

Ampute futbolu dikkate aldığınız ve ampute futbol branşını tanınır hale getirdiğiniz için Legum Sports ailesine kulübüm, sporcularım ve şahsım adına teşekkürlerimi sunarım.

Adar UÇAR – Cemre Belçim GÖLBAŞI

Legum Sports Platformu Kurucu Ortakları